Dün kuş seslerinin resmini çekmek istedim. Çünkü Şirince’deydim. Artemis’in Şirince’yi bolca gören güzel bahçesinden yeşil tepelere baktım. Fotoğraf makinem ile birkaç güzel kare yakaladım. Harika kuş cıvıltıları içinde uzun zamandır yapamadığım bir
ağaç altı sohbetine ortak oldum. Şehrin kirlenmiş enerjilerinden uzakta, biraz da Chi sarhoşu oralarda olmak çok güzeldi.

Şirince
Bu arada ben de İzmir ‘ liyim. Egeyi ve İzmir çevresini
çok severim. Ege ‘ nin kendine has çok özel enerjisi tarih boyunca kendine pek çok uygarlığı mahkum etmiştir. Ege Kentleri sanki Feng Shui ‘ yi bilircesine özel yerleşim şekilleri ile büyülü ortamlar yaratmış ve hala bugünün Ege sakinlerini ve tüm
dünyayı ayağına getirmeye devam etmektedir.
Aynı gün Şirince’ den önce de gittiğim Efes ve Meryem Ana ziyaretleri sırasında, Efes halkının seçimlerindeki haklılığı bugünün turistleri taşıyan otobüs gürültüleri arasında bile sezebildim.Doğa
öylesine nazik ve güzel ki...
Eski eserleri , yılların eskitemediği, otların bile aralarına girerken düşünceli davrandığı şehir kalıntılarını insanoğlu bir çırpıda kendi adı ile işaretleyivermiş.
Yanında kelimeler ile
döküldüğü yeri kolayca terk etmeyecek türden kalemler ile dolaşan ! gezginler, isimlerini kazımışlar, yılların yalnızca nefesi ve yağmuru ile dokunduğu taşlara..İçim burkuldu.Kendi insanıma kızdım.Hatta kalemi üretene bile..?
Yedi
uyuyanlar mağarasına da tırmandım.
Sanki orada yüzyıllarca kendileri uyumuşçasına ismini mezarlara kazıyan insanıma ne diyebilirim.? Gelecek yıllara ne kadarının daha kalacağını düşünüp, ne kötüyüz dedim, ne kötüyüz..!
Sonra emek verdiğim Feng Shui ‘ yi düşündüm. Bugünün şehirlerinin, Efes ‘ ten ne kadar farklı olduğunu ve neyi yanlış yaptığımızı.

Efes
Kadim şehirlerin uzun yüzyıllar boyunca yükselerek ve tarihe adını
yazarak varolabilmesinin en önemli sebeplerinden biri doğru konumlanmış olmalarıdır. Eğer bilgisayar oyunlarında şehir kurmak için oyun oynayanlarınız var ise, göl, kuyu, su birikintisi ya da ağaç yerleştirmediğinizde uygarlığın refah düzeyinin
yerlerde süründüğünü ve hastalıkların ortaya çıktığını görürsünüz. Bu elbette bir oyun abartmasıdır. Ancak başarılı bir sembolizmdir.
Bugünün mutsuz şehirleri yerleşim yerlerinde kendi yarattıkları keşmekeşin sıkıntılarını yaşamaktalar.
Mesela tam da yeri gelmişken hemen anlatayım. Şu an da otel odamda yazımı yazmaktayım. Ve Yüksek katlardan birinde olmama rağmen dilini bilmediğim bir adam, otel cephesi temizliği için boşluğa kendini sarkıtmış durumda temizlik yapmakta. Ve sabah
saat 08:00.. Doğrusu sabah sakinliği içinde , açık balkon kapımdan içeri sızan kuş sesleri arasında başlamıştı her şey. Bize temizlik operasyonu haber vermeyen otel yönetimini kutlamak ile birlikte uykusunun ortasında yatağından doğrulup bana “ne
oluyor” diye soran eşimin yüzünü görmenizi isterdim.
Tabii bu arada kapımızı niye kilitlediğimizi de bir kez daha düşünmüş oldum. Belki biz de artık balkondan girip çıkabiliriz, herkes gibi...
Artık temizlikçi arkadaşlar
gittiklerine göre biz yazımıza dönelim.
Su ile tepelerin buluştuğu , içinden nehir akan ya da göl bulunan şehir kompleksleri her zaman özel bir yere sahip olmuştur. Suyun tazeleyici ve bereket getirici doğası aslında, bu
anlamda toprak altındaki yolculuğu ile ilişkilidir. Kendini toprağın üzerindeki bereketi ile saklayamayan su birikintileri, toprak altındaki geçişlerinde ya da yer altı gölcüklerinden toprak üstündekileri besler. Kurak bir bölgede bir ağaç topluluğu
gördüğünüzde , ağaçların hemen altında bir su birikintisi olduğunu tahmin edebilirsiniz. Kendi içsel kanunları ile , yüzeyinin yapısını belirleyen Gaia , uygun gördüğü yerde damarlarında akan suyu bize gösterir ve nefes alınabilecek özel alanları
işaretler.
Nüfus yoğunlukları, topraktan ve yaşamdan beklenti değişkenleri herkesi aynı şeye önem vermekten uzak tutmaktadır. Kimi için bir su ya da deniz kenarı yaşamı çok önemli iken, kimi sudan oldukça uzak bölgelerde yaşam geliştirir.
Onun için bu yeterlidir.
Tüm bunların sonunda söylemem gereken önemli şey, dış halkalara doğru genişlemek zorunda olan, büyüyen kentlerin doğru şekilde konumlandırılmış su kaynakları ile doğrudan , verimli ve bakımlı bir şekilde beslenmesi
gerekliliğidir. Bunu başaramayan şehirler, sık sık hastalanan bir insan gibi ya da bir türlü hastalıktan kurtulamayanlar gibi, sağlıksız bir şekilde var olmaya ve içinde yaşayanları da aynı sağlıksızlığa ve mutsuzluğa mahkum etmeye devam eder.
Dünkü ve bugünde devam edecek Ege gezim, bana çok şey hatırlattı. Kendi tarihini koruyamayan insanlarımı kınadım. Beni kazıklamaya çalışan Faytoncu ‘ yu bu ülkenin beslediğini söyledim durdum kendime. Kızgınlıkları, mutlulukları, el emekleri,
aşkları , umutları ile koca bir tarihin Efesi bildiğini ve ne çok insanın bu toprakları arzuladığını düşünüp, kendimi şanslı saydım. Atatürk ‘ üme teşekkür ettim. Canım ülkemin bu güzel değerlerini yeterince kollamayan insanları söylendim durdum.
Sevmek için ne çok sebebimiz olduğunu ve bunların pek azını yaptığımızı düşünüp, otel odama daha çok şey yapmayı hedefleyerek döndüm.
Feng Shui ‘ yi bu yüzden seviyorum. Gaia ‘ nın kalp atışı ile aynı ritmde
giden ve onu hiç üzmeyen bu disiplini , bu yaşama sanatını sevmemek elde değil. Sanki tüm Ege Feng Shui uygulanmış şehirler ile dolu. Kıyılara yaklaştığınızda gözlerinizi kapatıp içinize çektiğiniz nefes size neler olup bittiğini hatırlatacaktır. Bu
yaz Ege ‘yi gelin görün. Denize girmek için değil, onu koklamak için...Kuş seslerini duymak ve Chi ‘ yi tutmak için. Ege ‘ nin Feng Shui ‘ sini görün...
Sevgilerimle,
İç Mimar ve Feng Shui danışmanı Funda
Ceyhan