Ölüm neden canımızı yaktı?
Ben ve yaşıtlarım Aziz Nesin kitaplarıyla, Fakir Baykurt romanlarıyla büyüdük. Çetin Altan'ın bazen dayanılmaz açıksözlülüğüne Atilla İlhan'ın dizelerini kattık ve her seferinde bir Orhan Veli mısrasında buruk gülümsedik. Yaşanan her
olayın hatta her acının bir arka planı olduğunu bildik. Aslında bir konuda çok şey yaptığımızı zannederken, bambaşka amaçlar için kullanıldığımızı da. Önümüze bir ideal konulup, gençliğimizin ateşine körükle gidilirken sadece geride
yaşlı gözler, yanan kalpler, boynu bükük ana babalar bıraktık. İdeallerimiz uğruna savaşırken, bize o idealleri satanların yaşadıkları gerçekleri ve gösterdiklerinin, parlak ve ateşli sözlerinin bir kenara konulduğunda, hayatlarının ihtişamını
göremedik. Vatan millet adına yazan birinin tüm duygularımızı gözyaşına ve saldırganlığa çevirdiği yerde, viskisini kimlerle ve nerede yudumladığını hangi sauna da masaj yaptırırken (şimdi spa oldu pardon) hangi sohbetleri ettiğini
bilemedik. Bence her şeyin ilerlediği, teknolojinin tavan yaptığı bir dönemde olmamıza rağmen, bu gençlik biraz Aziz Nesin okumalı. Azıcık Orhan Veli'ye bakmalı. Sadece Nazım Hikmet'le sınırlı kalmamalı ama geçmiş sayfaların arasında
yaşananların sadece ambalajının değişme ihtimalini de unutmamalı. Arada Çetin Altan'a geçmişi anlattırmalı. Sonra da bunları bir araya toplamalı, tek yönlü bakmamayı öğrenmenin yeni basamakları inşa ettireceğini bilmeli. Çünkü hayatın
hangi seviyesinde olursak olalım, ölüm ruhumuzu acıtıyor.
|