Bir annenin çocukluğunu bitirememe hakkı vardır. Yaşam anne olunduğu noktada her şeyi bizden bekleyemez. Hatalar yaparız. Büyükler hata yaptıklarında kendi aralarında bunu çözerler, hallederler veya bir süreliğine olduğu gibi bırakırlar. Zamanla
bu hatalardan ders alınır. Tekrarlanır veya tekrarlanmaz, sonuçta yaptığımız hatalar, bunlardan aldığımız dersler veya yaşananlar belki de ileride çocuğumuza farklı bir yön verecektir. Bu noktada kaba ve genel yanlışları, egosal çocuk kullanmalarını
kastetmediğim kesin :)))
Ben kendi annemden yola çıktığım zaman, öfkemden kurtulduğumda bambaşka bir manzarayla karşılaşıyorum.
Geçen pazar gününü pijamalı, çaylı geleneksel ev gününde ''öğretmenim Mori'le salı buluşmaları"nı
izlerken salya sümük ağlamanın dışında, kulaklarımda kalan cümlelerinde farkına varabilecek durumdaydım. Bazen insan böyle duygusal zamanlarda sadece ağlar ve kelimelerin belli vurgularını kaçırır. Konu beni çok fazla ilgilendirdiğinden asla
kelimeleri kaçırmadım. Mori şöyle diyordu; ''Babama kızgındım. Ona çok kızgındım. Öfkeliydim. Affedemiyordum... O kadar kendime dalmışım ki, onun gönlünü düşünemedim. Onun korkularını, ihtiyaçlarını düşünemedim...''
Genel kanı budur
çünkü; Madem baba oldun hadi bakalım her şeyin en iyisini benim için yap, mucizeler yarat, olgun, bilgili, başarılı ol. Aynı zamanda benimle çocuklaş, oyna.
Ya da anne oldun; Al bakalım sana bir varlığın tüm sorumluluğu. İşe git çalış, eve gel
evi topla, bana en güzel yemekleri yap. Ama aynı zamanda sağlıklı olsunlar. Evi temizle topla, ama beni de çok sıkma. Gece yatarken masal oku, ama o masal ileride benim ruhumu zedelemiş maddelerden oluşmasın, babamla iyi geçin. Tabii onun ailesiyle
de. Anneannemin tüm doğrularıyla beni büyüt ama babaannem de darılmasın. Her ikisiyle beni yetiştirmek konusunda ortalığı idare ederken, çağdaş doktorumla, doğal yaşam arasında denge kur. Beni hem eğlendir, hem de sakın kısıtlama. Bakıcıya bırakma
etraf ne der... Kreşe gönderme etraf ne düşünür... Ben küçücük çocuğum ya... :)
Ama sen bütün bunları yapabilecek durumda olmalısın, çünkü annesin... Hem eskiden bütün anneler saçını süpürge edermiş ya !!!
Evet gelelim
tekrar benim anneme. Üvey anne olsa çok daha iyi olurdu hem de cadı masallarından olanından. Gerçekten şefkatsiz ve sevgisiz ve de sokakta geçen bir yaşamım oldu. Ama içimdeki bu duygu bana bir kreş açtırdı. Bir sürü çocuğun büyümesine ve de yaşamda
bir yerlere gelmesine sebep oldum. Bunları sadece kendini düşünen, parayla ve mal mülkle bozmuş bir anneyle yaşadıklarım sonucunda yapabildim. Şimdi büyüttüğüm kızlarım ve oğullarım var. Birlikte yaşamın sohbetlerini edebildiğimiz.
Kötü
anne sendromu bende tabii ki negatif bir hale de dönüşmedi değil. Benim annem kötü olduğuna göre herkes çocuğuna ve de benim çocuklarıma kötülük yapabilirden yola çıkan bilinçaltım, kreşte 11 saat veya 12 saat hastalıklı bir şekilde dolaşmaya
başladı. Hatta daha da ilerisi son bir yılda kamera koyup, gözümü açar açmaz giyindiğim sürede de kameradan izlemek gibi tuhaf bir şekle de dönüştü. Bu kadar stresle ayakta durmak için aldığım tüm vitaminler işe yaramadığında, başka bir şey
yapmam gerektiğine karar verdim.
Bir şeyi çok dilerseniz, çağırırsanız olur ya; gerçekten mucize yarattığını gördüğüm bir velim vasıtasıyla Natali'yi tanıdım. Bu tarz enerjiyle ilgili olayların ülkemizde nasıl sömürüldüğünü bildiğimden
ve de yakinen gördüğümden kolay kolay ilgilenmem. Bırakın gitmeyi konuyu dinlemek bile gelmez içimden. Son birkaç yıldır cennetten arsa satmanın başka bir versiyonu haline gelen enerji çalışmalarına aptallık derecesinde araştırmadan inanan
ve yaşamdan mucizeleri, boyuna bosuna bakmadan bekleyen insanlara içim acır.
Ancak Natali'nin yarattığı gerçekten bir insani destekti. Yıllardır genç kızlığından beri saçlarını öbek öbek yolduğu ve buna engel olamadığı için gitmediği
yer, doktor, profesör ve terapi kalmamış olan velim, karşımda lepiska saçlarla pırıl pırıl duruyordu. Üstelik antidepresan almadan. Her şeyden önce normal bir neşe ve sukunet içindeydi. Genelde bu tip olaylar sonrasında süper olmak modadır ya...
Yoktu böyle bir görüntü.
Gittim. Karşımda duran kadın normaldi :) Gerçekten normaldi. Aslında birçok şeyi bilmesine ve görmesine rağmen buna asla ulvi bir kılıf takmak niyetinde değildi. Öyle gizemler, kendini bir yerle koymalarda
olmayınca daha bir gevşedim. Tedavi süresi ve şekli de oldukça keyifliydi. Sevgili bilinçaltımla ve içimdeki çocukla karşılaşmam biraz gözyaşı biraz reddetmeyle zorlandıysa da, ortaya çıkan kötü anne yazısı gözümün önünden, gözyaşlarımla geçiyordu.
Kalktığımda bugüne kadar birçok defa farkına vardığım veya varıyormuş gibi olduğum bu noktanın, değişme zamanına geldiğini anladım. Tabii evren hazır olduğunuzda çok şeyi karşınıza çıkartır ve ayağınıza getirir. Olaylar birbirini takip etti. Hala da
ediyor.
Ama ben artık sabah kameraları açıp hergün hastalıklı bir şekilde kreşi takip etmiyorum. Öğretmenlerle çocuklarımın birlikte yaşamalarına ve birbirlerinden alacaklarını almalarına, sevmelerine milimetrik anlarla şahit olmak ve
illa ki yüzde yüz tatmin olmak durumunda değilim. Arada dışarı çıkıp hava alıyorum. Hatta bazen öğleden sonra her şey yolunda ise eve gidip sadece film seyrediyorum.
Bu beni kötü anne yapmıyor. Benim de bir gönlüm var. Ona da iyi bakmak
zorundayım. Bu başka gönülleri kırarak veya başka insanların üzerinden haksız kazanç (para veya zaman veya başka birşey) alarak olmuyor. Sadece özgürlüğe hakkım olduğunu artık biliyorum. Yani yıllardır biliyordum da, Natali'den sonra ikna oldu
zavallı bilinçaltım.
Bunları yaşadıktan sonra, annelere bambaşka bir gözle bakmaya başladım. Evet çocukların yaşamında birçok zorluğa anneler, babalar sebep oluyor. Hatta onların yaşamını da kendi anneleri babaları çok daha zor bir
hale getirebiliyor. Ama bir annenin gönlünü ve onun ihtiyaçlarını düşünmeden, sen artık anne oldun ve yaşam senin için bitti noktasına getirerek bir yere varılmayacağı kesin.
Hamilelikte sigara içtiği için sakat doğan bir çocuk için
anneyi suçlayabiliriz. Belki suçludur belki de değil. Ama o insanın çocuğuyla ilişkisini götürmek istiyorsak, onu suçlu durumundan ve vicdan yükünden çıkartmak ve çocuğuyla ilişkisini daha yetişkin bazda kurmasını sağlamak gerekir. Aksi takdirde bir
taraf bastırıldığı ve aslında gizli gizli onu suçlayanlara ve de en önemlisi kendisine öfkelendiği için çocuğunu gerçek anlamda sevemeyecektir. Burada amaç bağcı dövmek değil de üzüm yemekse, bağcıyı üzüm yetiştirecek hale getirmek
şart.
Bu arada çok uzun bir aradan sonra geçen hafta Almanya'dan annem aradı :)) Karşımda oturan ve yıllardır birlikte olduğumuz psikoloğumuz Ahmet ağabey şaşkınlıkla sordu, ne kadar kibar ve iyi konuştun? Evet nötr konuştum.
Artık aramızda bir yaşamın hesabı yoktu. O kendi hayatını ve yaptıklarının sonucunu zaten ağır bir şekilde yaşıyordu. Ona yardım etmek için duygusal çırpınmalar geçirmediğim gibi, içinde bulunduğu zorluklardan da adalet yerini buldu duygusunu
yaşamıyordum. Birbirmizden alacaklarımızı almıştık. Sonuçta ben dersimi aldım. Çocuklarımla geçireceğim hayata bir renk daha kattım.
Bebeğinizi büyütürken içinizdeki çocuğa da iyi davranmayı, onu da ara sıra parka götürüp şekerler almayı
unutmayın. Birlikte büyümenin keyfini kaçırmayın ve tadını alın.
Ayla