Birkaç hafta önce pazar sabahı aman cadde kalabalıklaşmadan biraz yürüyelim, ihtiyaç varsa alalım, kahvemizi içip evin yolunu tutalım diye can havliyle çıktık. Sakin bir şekilde kahvemizi içtik. O saatlerde gelenler sakin, gazetesini okuyan
veya ailesiyle birlikte pazar sabahını gerçekten paylaşmak isteyen insanlar oluyor.
Aradan bir süre geçtikten sonra çeşitli manzaralar daha doğrusu çeşitli tonlarda kirlilikler oluşuyor. Bunlara zamanla alıştık.
Bir pazar
sabahı; Şaşkınbakkal ışıklarda bekliyoruz ve saat 10.00 civarı. Yanımızda bir aile var. Bebek arabasında uyuyan da bir bebek. Bir korna sesiyle sıçradık. Döndüm baktım. Lüks bir araba. Senenin moda renklerinden grimsi :)
İçinde yine modaya
uygun sarı saçlı, boyalı bir hanım. Daha doğrusu hanım görünümlü başka bir şey. Kadın arabanın içinde kornaya basıp tepinince merak ettik. O sırada pusetteki bebek korktu uyandı. Kırmızıdan yeşil ışığa geçildi.
Ama bizim lüks hanım
gidemedi. Bilin bakalım ne istiyordu. Biraz ileride duran simitçiden simit !!!!!
İnsanlar haklı olarak kızıncada ciddi bir şekilde bağırıp çağırdı arabanın içinde. Bu zavallıyı bu hale getirenin ne olduğunu öğrenemeyeceğimiz
ama saçinı başını yolmak ve de arabadan dışarı çıkarıp, üzerinde tepinmek gibi gayet vahşi duyguları uyandırdığı kesindi. Şimdi bu kadın bu derece lüks bir arabada, böyle bir kılıkta, bu kadar bön davranırsa; Çocukları var mıdır? Kocası ve ailesi
onunla ne yapmaktadır? En önemlisi bu noktadaki bir kadın acaba ne iş yapmaktadır? Soruları doğal olarak akla geliyor. Neyse herkes söylene söylene dağıldı.
Daha haftasına gelmeden başka bir olaya şahit olunca, nerede yaşamak lazım sorusuna
yeniden döndüm. Cumartesi akşamüstü. Köpeğimin akşamüstü yürüyüşü için ara sokaklara girmek üzere evden çıktık. Bağdat caddesine inen
yolun karşı tarafına geçmek üzere bir hamle yaptık. O saatlerde trafik malum. Caddeye birkaç metre kala sola
dönen
sokağımızın başında kornalar, bağırış kıyamet kopma noktası yine. Yine lüks bir araba. İçinde 60'lı yaşlarında kelli felli denilen cinsten bir adam. Ve adam bağırıp, küfrediyor. Yoldan çekilmiyor. Minicik bir istasyon köprümüz
var. Yukarıdan aşağı 3. şeridi kapatmış hem de ters yönden. Yolu tıkadığını da kabul etmek niyetinde değil. Gençten bir aile var yine arabanın içinde ve küçük 2 tane çocuk. Adam bağırmayı bıraktı ve ciddi bir şekilde ağıza alınmayacak küfürler etmeye
devam etti. Sonrada hızla gaza basıp gitti.
Bu adamın çocukları ve torunları var mıdır? Ve bu insanlar nasıl bir nesil yetiştiriyorlar ? Bu adamla birlikte bir ömür geçiren bir eşi ve yıllarca birlikte yaşadığı çocuklarına ne
olmuştur? Ve en önemlisi bu derece şuursuz bir şekilde yaşayan, halkı rahatsız eden bu insanlar neden son zamanlarda lüks arabalarda Bağdat caddesinde dolaşıyorlar ve bizlere kendi çevremizden uzaklaşma duygusu veriyorlar?
Orta
yaşlı bir çiftle konuştuk. Kadıncağız şaşkındı, "Bizler bu insanlara cevap vermediğimiz, toplu halde karşı çıkmadığımız için böyle oluyor. Bir şeyler yapmalıyız" dedi. Ben de simit isteyen kadını anlattım. Durduk, durduğumuz yer Suadiye'nin yani
bir zamanlar belli bir kesim insanın yaşadığı hoş bir semtti.
Bu insanlar nereden çıkıyor? Niçin böyle davranıyorlar? Biz neden artık bu şehirden hatta buralardan gitmek duygusuna kapılıyoruz? Hoşgörülü olmak için de zorlanmayan
sınırların olması şart. Türban konusu asla benim konum olmadı. İnsanların özgürlüğüne sonsuz saygım var. Ancak olayı bu derece çığrından çıkartmak ve
komik duruma getirmekte, o inancı gerçekten taşıyan insanlara saygısızlık değil
mi?
Uzun saçlı, beyaz gömleğinin yakası bağrı tuhaf açık, marka kotlu ve deri çeketinin altında sivri burunlu ayakkabılarıyla dolaşan bir adamın yanında, türbanlı bir eş ve çocuk gördüğünüzde sorunuzun tamamı karışmış oluyor. Çünkü
kadının sadece başı bağlı. Ayaklar ojeli açık, topuklu ve üst kısmında göbeği açık kotların üzerinde saçma sapan kılıklara başörtüsü takıldığını görünce elimde değil sinirleniyorum. Özellikle pazar günleri Bağdat caddesinde bu şekilde ortada dolaşan
guruplar var. Ne yapmaya çalıştıklarını bilmiyorum. Ama bu ülkenin birçok zorluğu ve yalanı hiç umulmadık bir anda, umulmadık bir şekilde aştığını da unutmuyorum.
Bu güzel şehrin medeni insanlarının birgün yine deniz kenarında huzurla ve
birlikte çaylarını yudumlayacakları kesin. Bu geçici dönemde, o şekilde dolaşan insanlara kendi dilimizle cevap vermemizde şart. Biz böyle çocuklar yetiştirmedik ve onlar genç, dinamik kafası çalışan birer yetişkin olma yolundalar. Dünya tarihi masal
gibi okunsa, sonunda hep iyinin ve doğrunun kazandığı görülür. Burada da böyle olacak.
Sevgiler, ayla