Çok ıslanmış bakla
Ağzımda çok ıslanmış, hatta çocukluğumuzda pamukla yetiştirdiğimiz mercimekler şeklinde filizlenmiş bir bakla vardı. Yutamadım. Çıkartmak da kolay gelmedi. Uzun süre bekleyince de neredeyse ağaç sertliğine ulaştı. Tam da o sırada baklayı ağzımdan
çıkartmak zorunda kaldım mı! Ortaya çıkan garip bakla artık ne yenilecek, ne ekilecek, ne de bakla olduğu anlaşılacak durumdaydı. Çünkü benim yaşadığım köyde ağızda tutulan baklalar illa ki bir süre sonra yutulur. Yutulamayanlar yemeğe
gelen misafirlerle birlikte masaya zeytinyağlı olarak gelir. Olmadı rakıya meze. Ama asla ve asla o bakla benim gibi ağızda bekletilip ortaya çıkarılmaz. Her ne olursa olsun. Kimlere ne zarar verirse versin. Hangi hayatları
söndürürse söndürsün. Denmez. Gözünüzün önünde büyüyen bebeciklere, çeşme başındaki genç kızlarımıza onları gizli gizli takip eden delikanlılarımıza ne zararlar verirse versin. O bakla ağızdan çıkmaz. Öyle ortaya
konulmaz. Şimdi ben bu baklayı çıkarttım ya. Koyacak yer de bulamadım. Sevginin olmadığı yerde yalanın bol olduğu bu köyde, öyle kalakaldım. İhtiyarlar heyetini toplasam, kör gözlerine, konforu bozulmasın diye
düşündürmedikleri beyinlerine, midelerindeki çok ıslanmış baklalarına benim bakla ağacımla şömine önü ziyafeti çeksem mi? Şömineden de olsa, bir aydınlık, bir sıcaklık, birazcık ateşle cesaret alırlar mı ? İki
kelamlık! Sevgiyle, ayla
|