Gece yarısı olmadan kitabı bitirdim. Sevgi üzerine, aşk üzerine, ilişkiler üzerine hatta içine, dışına her yerine dair yazılmıştı. Güzel dedim, kendince bir tadı var. Bu benim sevdiğim bir tat. Akşam sohbeti, günlük konuşmalar derken gözkapaklarımın
üzerine adamcıklar oturdu ve yattım.
Yok yatamadım. Kafamı kurcalayan şeyler vardı. İnsanları, aşklarını, aşka bakışlarını düşündüm. En önemlisi de bu konuda herkesin ''en'' olduğunu bildiği noktayı. Kiminle konuşursanız
konuşun aşkla ilgili biliyordur. Hatta en doğrusudur onun bildiği.
Bende biliyorum tabii ki, neler yaşadım neler derken durdum. Hayır artık bilmiyordum. Hayatımdan çıkarttığım, valizini eline verip yolladığım aşk uzun zamandır bizim
evde oturmuyordu. Aslında ona bir oda da ayırmadığım ve devamlı koynumda yatırdığım için evde ona ait bir yer de bir boşluk da yoktu. Kokusunu, tadını unutalı onun yerine bir şey koymayı bile akıl etmeyeli çoook uzun zaman olmuştu.
Nerdeydi, neler yapardı sevgili aşk? Şimdilerde nasıl oluyordu ilişkiler?
Sevdiğim birkaç gönlün dışında paylaştığım aşklar azalmıştı. Herkes hayata başka yerden bakıyordu. Onların baktıkları pencereleri sevmiyorum derken, dışarı
hayatın tümüne aşkla bakmayı unutmuş olabilir miydim?
Uykum iyice kaçtı. Hata mı yapıyordum? Daha doğrusu olmayan, uymayan bir ton vardı. Benim renklerime gölge düşüren, hatta karartan. Ruhumun konforunu bozmamak adına arkasına
saklandıklarım nelerdi ? Kanser geçirdim, rahim ameliyatı oldum, sevgili menapoz beni vurdu, yaşlandım, artık aşk benden geçti duygusu muydu beni buna getiren? 'Bize artık dostluklar yakışır' kabadayılığı nelerin arkasına gizlenmemin dışa
vurumuydu?
Evim, köpeklerim, camdaki sardunyalarım, menekşelerim sabah gözümü açtığımda camdan gördüğüm renk renk ağaçlarımla oyalanır, gün içinde çocuklarımın kokusuyla doyarken ve gayet hamaratça kendimi çeşitli kekler, yemekler
yapmaya vurmuşken hayatımdaki bu soruya verecek cevabım olmadığını farkettim. Şimdi yandın..sabahı sabah edersin artık.
Aksine derin bir uyku kapladı bütün bedenimi. İnanılmaz ama ruhumu da. Rüya bile görmeden uyumuşum. Sabah
kalktığımda herkes gitmişti. Her sabah sevgili Sıdıkamı (laptopum :) açarım, açmadım.
Hayatımda en sevdiğim tada, çayıma en sevdiğim porselen fincanı hediye ettim. Yudumlarımı ve çayın tadını düşünmedim ama keyfini
çıkarttım.
Yarın sabah erkenden kalkıp yola çıkacağım. Denize, güneşe, kuma gideceğim. Kokusuna dayanamadığım kahvemi içerken, sevgili Atilla'nın tek tek seçerek tabağıma koyduğu kurabiyeleri yiyeceğim. (Hatta "Gizli gizli
kahvenizi ayrı suyla yaptım makinadan değil" fısıltısı içimi sevgiyle dolduracak. Hatırlanmak güzel şey )
Çeşme'nin havasının bir saniyesini bile kaçırmamak için cam pencere açık yatacağım, taptığım beyaz çarşaflarda.
Bu sefer
animasyonların çıkarttığı gürültüye sinirlenmeden, gecenin bir yarısı şalımı alıp denizin üzerinde ki barda oturacağım. Sarhoş olmak niyetinde değilim, ancak bir yudum baş dönmesi hoş olabilir şeklinde ölçülü bir düşünceyle gidip, şarkılar
söyleyerek kendimi gece karanlığında serin sulara da atabilirim.
Hayatı, yaşananları, aşkları düşünmeden öylece deniz anası gibi yayılacağım. Döndüğümde masamın üzerinde pembe bir not beni bekliyor olacak, kendi kendime
bıraktığım.
Yine hiçbir şey bilmiyorum :)))
Baştan başlamak lazım.....
Sevgiyle, ayla