Uzak bir yerdeki uzak bir arkadaşım ''Satırlarındaki gülümsemeni okuyabiliyorum'' diye yazdığında, onunla daha fazla yazışabileceğimi anlamıştım. Kar yağdığı zaman bahçedeki beyaz güllerin beni sabaha kadar uyanık bıraktığını söylediğimde, dünyanın
öbür ucundan gelen buzların üzerindeki taze bir beyaz gülün resmiyle de anlaşılmanın ötesinde, aynı tonu yakaladığımızı da.
Osho'yu okurken de aynı duygu beni sarar, anlaşılmak ve anlamak...Kryon kitapları ilk çıktığında dünyadaki tek kaçık
ben değilim yaşasın çığlığı da -normal olmamakla birlikte- o dönemde iyi gelmişti.
Atatürk'ün hayatını okurken yardımcısı Salih Bozok ile konuşmaları da aynı tondadır. Bazen bir kısa cümle yaşananların tam özetidir. Tüm detaylar
paylaşılanlarda ve o paylaşılanların yer bulduğu gönüldedir. Hissetmek, hissederek anlamak aynı tonu yakalamak. Çünkü yaşamda birinin veya birilerinin seni anlaması o derece uzak bir ihtimaldir ki. Genelde seni anlamak, kendinin ihtiyacı olanı
sende bulmak, kendiyle bağlantı kurmakla orantılıdır.
Sevmek de öyle değil midir ? Karşınızdakini kendi ruhsal ölçünüzde değerlendirebilir, o ölçüde anlar ve aynı ölçüde istersiniz.
Kocalarından şikayet eden arkadaşlarımla yaptığımız
küçük bir espri vardır, '' Sen çiçekçiden bir dönem ucuz diye işine gelen veya çok renkli gösterişli diye ruhuna uyan bakaraları almışsın, şimdi kır çiçekleriyle neşelenmek, beslenmek istiyorsun ve öyle kokularla sabahlara uyanmak''. Artık
mümkün değil ''çünkü elindeki malzeme budur. Kendi seçip aldığın. Sık sık çingenelerin önünde durup, güzelim morlara, papatyalara, kasımpatılara bakman, frezyaların kokusunu gizli gizli içine çekmen bundandır."
Aslında yazmak da
böyledir. Aklında biriktirdiklerini yazıya döken, gördüklerini bunlarla birleştirip yazan ve zaten çok fazla ortada olanla ilgili yorumlar yapanlar vardır. Zihinlerinden bir adım öte yaşamayanlar. Ve tabii ki göğüsler önde, "Bak ben ne çok okudum,
ne çok seyrettim, ne çok gezdim" diyenler. Bunların üzerinden yaşayanlar.
Bir de Mevlana misali bütün kitaplarını yakanlar, atanlar. Ruhuyla yaşayıp, ruhunu yansıtırken, yaşamının kendi renklerini yakalayanlar. Okuduğunuzda gönlünüzün
beslendiği satırlar. Tamamı parayla satın alınmamış değerlerle, gösterişli yerlerden bahsetmeyen ama bir ağacın yapraklarıyla üzerindeki serçenin arkadaşlığının yaşamsal tatlarını gösterebilen yazılar.
Hepsi özünde aynı yerde birleşiyor
aslında, bir gönül ne derece doluysa aşkla, bir beyin o derece özgürdür.
sevgiyle, ayla
2/Ekim/2008