Kadının cinsel arzuları erkeğinkine eşit düzeyde veya daha fazla olabilir, fakat her birimizin tek tek duyduğu cinsel istek, ruhsal durumumuzdan, geçmiş deneyimlerimizden ve eşimize ilişkin hislerimizden etkilenmektedir.
Gerek kadınlar,
gerekse erkeklerde cinsel arzu, erkeklik hormonu testosteronun, vücuttaki dolaşım düzeyine bağlıdır. Cinsel istek çeşitli nedenlere bağlı olarak ortaya çıkar, fakat biyolojik anlamda testosteron, hem kadınlar, hem de erkekler için cinsel dürtünün
kendisidir. Erkeklik hormonu, kadınlardan farklı düzeylerde bulunur, fakat bazı kadınlarda erkeklerinkinden daha yüksek düzeyde erkeklik hormonu bulunduğu da olur.
Geçmişte, kadınların cinsel isteklerinin erkeklerinkinden daha az olduğuna
inanılırdı. Oysa gerçek durum, bunun hemen hemen tam tersi. Tarih boyunca kadın cinselliğinin, erkekler tarafından bastırılmış olmasının nedeni de bu olsa gerek. Kadınlarını çoğunluğunda cinsel istek, ortalama bir erkektekine eşit düzeydedir ve
kadınlar, daha çok orgazm olabilmeleri ve cinsel uyarılma bölgelerinin yaygınlığı bakımından daha aktiftirler. Kadınların ve erkeklerin cinsel isteklerinde, gerçek anlamda tek farklılık, kadınların, adet dönemlerinde cinsel isteklerinin daha sabit
bir seyir izlemesidir. Aslında bazı araştırmalarda, kadının cinsel isteği ile eşinin testosteron düzeyi arasında bir doğru orantı olduğu öne sürülmektedir.
Bu konuda yapılan bir araştırma, kadınların cinsel isteklerinin, adet dönemlerinin
ortasındaki yumurtlama döneminde zirveye ulaştığını-ki bu, gebe kalma olasılığının artması açısından biloyojik yönden bir anlam taşımaktadır. Tam anlamıyla ispatlanmamış olmakla beraber, öyle görünüyor ki, kadında cinsel istek adet döneminin hemen
öncesindeki ve sonrasındaki günlerde en yüksek düzeye ulaşmaktadır. Bazı kadınlar ise en yoğun cinsel isteği adet dönemi sırasında duymaktadırlar. Kadın, adet döeminde sevişmenin eşine itici geleceğini düşünerek, isteğini eşine söylemekte tereddüt
edebilir. Gerçekten de erkeğin çoğu, adet olayına ilişkin olumsuz düşüncelere sahiptirler. Onlar için, kan, yara demektir, adet kanı ise "kirli" olduğu kendilerine öğretilmiş olan bölgeden akmaktadır. Bütün bunların bir araya gelmesiyle tam anlamıyla
istek öldürücü bir sonuç ortaya çıkar. Kadınlara özellikle adet dönemlerinde daha sevecen duygular besleyen erkekler de vardır. Bu tip erkekler, adet olayını, kadınlana ilişkin gizemin bir parçası kabul edilerek, sevgilerini bu dönemde de göstermek
isterler.
Günlük olaylarda dile getirilmemiş kızgınlıklar, cinsel alana yönelip kadının ilgisini yitirmesine yol açabilir. Eşini sürekli olarak ihmal eden, onunla konuşmayan bir erkek, sevişmek istediğinde hayal kırıklığına uğrayacaktır.
Kadınlar, bu tip davranışlardan her zaman şikayetçidirler. Günümüzde de cinsellikle ilgilenmenin "hoş bir şey olmadığını" düşünen kadınlar var. Bu, "iyi" kadınların cinselliğe sadece çocuk sahibi olmak için katlandıkları inancının bir uzantısıdır. Bu
madonna-fahişe ikilemi, hala varlığını sürdürmektedir ve yetiştiriliş biçimlerinin de etkisiyle bazı kadınların öylesine beyinleri yıkanmamıştır ki, kendi vücutlarının beklentilerinin bile farkına varmazlar. Araştırma sırasında genital bölgelerde
hiçbir şey hissetmediklerini söyleyen kadınların aslında fiziksel uyarılma belirtileri gösterdikleri görülmüştür. Beyin, vücutta olan bitene karşı böylesine kapalı kalabilmektedir. Bazı kadınlar de, ancak meşru olmayan veya evlilik dışı bir ilişkide
cinsel kimliklerini hissedebilmektedirler, çünkü bunlar için cinsel ilişki yaramazlık, yani ilginç ve heyecan veren bir şey yapmak anlamına gelmektedir. Evlendiklerinde ise durum değişir, artık cinsel ilişki herhangi bir ev işinden farksız duruma
gelmiştir.
"İyi kızlar yapmaz" düşüncesiyle birlikte gelişen tavır, insiyatifin her zaman erkeğe bırakılması ve kadının kendisini erkeğin onunla sevişmesine terk etmesidir. Kadın, sevişme sırasında kendisini bırakıvermesinin yanlış, hatta
tehlikeli olacağını düşünür. Bazı kadınlar, cinselliğe ilişkin genel olarak kabul edilen düşüncelere uymayacağını düşünerek doğal isteklerini bastırabilirler. İlginç ve göz kamaştırıcı olmayı hayal ederek mutlu olurlar. Fakat düşüncelirini hayatta
geçirecek güveni hiçbir zaman kendilerinde bulamazlar. Bazıları ise, güçlü cinsel güdülerinden rahatsızlık duyarlar, çünkü bir kez bunlara teslim olurlarsa herkesle düşüp kalkan biri haline gelmekten korkarlar. Kadınların cinsel organları gizlenmiş
durumdadır. Bazı kadınlar, vücutlarını keşfetmek ve temasa karşı tepkisini bilmek için istek duyarlar. Bazıları ise yaşamsal bir şeylerin kendilerinde eksik olabileceği ve "normal" olmayabilecekleri düşüncesiyle bundan ürkerler. Bütün bu korkular ve
kuruntular, kadının kendi cinseliğini doğal ve sağlıklı bir şekilde tanımasını engeller.
Kadınların orgazma ulaşmasının, oldukça uzun bir zaman gerektirdiği, genellikle oldukça eleştirel bir biçimde söylenegelmiştir. Bu nedenle de onların
cinsel isteklerinin, erkeklerinki kadar güçlü olmadığı savunulur