Bayrama yaklaştığımız bugünler, büyüklerimiz, çocuklarımız ve belli sebeplerle hepimiz için önemlidir. Çocukluğumuzdaki bayramları artık konuşmuyoruz. Nerede kaldı eski bayramlar demiyoruz. Alıştık; bayramların tatil ve dinlenme günlerine
dönüşmesine. Yorgun bedenlerimizin sabah erken kalkma telaşından ve de en önemlisi yol yorgunluklarından, günlük ödemelerden, streslerden uzaklaşmasının getirdiği özgürlüğe alıştık.
İstesek de istemesek de, oruç tutmuş olsak da olmasak
da, hepimizin çocukluğundan gelen ve hepimizde ortak kalan tek bir duygu vardır. Bayramlarda kırgınlıklar ve kızgınlıklar biter. Kavga edenler barışır. Ve herkes birbirini affeder. Hepimiz bağışlamanın getireceği huzurun ve mertebenin peşine düşeriz.
Çünkü affetmemek sizi çevreye ve kendinize karşı eksi puanlarla doldurur. Kendinizi iyi bir insan olarak göremezsiniz.
Geçenlerde sevdiğim, saydığım ve de hayatımda çok şeyi yerinden oynatmama, kendimi geliştirmeme sebep olan bir dostumla
konuşurken, değiştiremediğim, iyi olmadığını düşündüğüm taraflarım olabileceğini söyledi. Zaten bizim No sex and the City ekibi ( Dr.Sema, Vet.Hek.Devrim, Lerzan ve de ben ) bu konuda çeşitli deneyimler geçiriyorduk. Affetmek hayatımızın bir
parçasını kaplıyordu.
Gerçi ben yıllardır bağışlamanın önemi üzerinde zihin, gönül ve de kafa patlatmış biri olarak artık kendimi deşmekten yorgun düşmüştüm ama yakınımdaki o boncuk yeşil gözlerden akan yaşlar ve "affetmediğim birileri var "
cümleleri içimi deldi.
Evet, affetmeliydik. Affetmek yücelikti. Affetmek mertebe idi. Affetmek bizi bedenimizde tüm sıkıntılardan, negatif enerjilerden kurtaracaktı. Affetmek bizi herkesin ve de kendi gözümüzde bir basamak daha
yükseltecekti.
Birden çocuklarımın günlük yaşantısında minik bir olay gözümü açtı. Affetmek zorunda kaldığımız, sürekli kendimizi paraladığımız yaşça büyük, bedensel olanın dışında büyüyememiş çocukların yaptıklarına çok benziyordu.
Bizim veletler birbirlerine ne yapmak isterlerse yapıyorlar ve bu işin ilmini kapan indigolarım o çok parlak zekaları sayesinde, öğretmenlerinin; arkadaşına sarıl, bak canı yandı üzüldü özür dile demeleri üzerine, hemen denilenleri
yapıyorlar. Bir de üstüne özür diledikleri için alkış alıyorlar. Nasıı ?????
Hayatımızda böyle insanlar var mı ? Evet var. En azından benim boncuk yeşil gözlü arkadaşımın içini kanatan bu affetdememe, haksızlık duygusu gecelerce
uykularına malolmuştu. Yapanların çaresizliklerini göz önüne sermeye devam edip, yapmaya ve affedilmeyi beklemeye alıştıkları şımarık yaşam bakışlarında... Meditatif tüm çabalar buna ilave edilmişti :)
Dün tesadüfen geçmişten tanıdığım
bir doktorun yazısına denk geldim. Okumadım bile. Yıllar önce hayatımın en zor döneminde -kanser sonrası tedavi gördüğüm sırada- sadece kendini düşünen, arzu ve istekleri yerine gelmediği için hakkımda söylediği yalanlarla uzun süre seviye dışı
telefonlarla rahatsız edilmeme sebep olan, sonrasında da çocuklarımın ve benim sağlığımı hiçe sayacak davranışlarda bulunan ve hipokrat yemini değil ( ondan çoktan vazgeçmiştik zaten ) insanlıktan nasibini almamış davranışlarla devam eden bu
insanı affetmediğimi farkettim. Ama o, çıkar ilişkisinde olduğu diğer insanlar tarafından affedilmeye, hatta yaptıklarının görülmemesine alışmıştı. Ateşli bir çocuğumun Dr. Sema tarafından alternatif tedavisi rica edildiğinde, benim acilim yok
diyebilecek kadar duyarsız, yaptıkları bu derece anlamsız olan birini affetmediğimi biliyorum.
Aslında affetmek istemiyorum. Onu affetmek için hiçbir çıkarım yok. Ne Tanrı'ya yaranmak, ne affetmek büyüklüğünü göstermek payesini
almak, ne de bedenime negatif enerji verecek bu rahatsızlıktan kurtulmak istiyorum. Çünkü sadece kendi rahatları, iş ilişkileri için onu affedenler yüzünden bu insanın bu derece rahat davrandığını biliyorum. Daha doğrusu yıllardır ben ve birçok
arkadaşım biliyoruz.
Gelelim her zamanki sorularımıza ;
Ne mi oldu ? Bana birşey olmadı. Çok şükür Ender Saraç her zaman yanımızda idi. Başka arkadaşlarım, saygı duyduğum hekimlerimiz her zaman bana ve çocuklarımın sağlığına yardımcı
idiler. Ve sonra benim ve çocuklarımın hayatımı rahatlatan, sevgisi ve çabası gerçek olan Dr. Sema geldi. Şimdi ben de onlar da memnunuz.
Ona ne mi oldu ? Yaşadıklarından hiç ders almadı. Hala Bağdat caddesinde, medeniyetin ortasında kendi
içgüdüsel yaşamını sürdürüyor.
Ne mi yapacağım ? Hiiiççççççççççç...
Ama affetmiyorum demek, beni affetmek kadar rahatlattı. Çünkü ben, o tarz insanları affedecek kadar yüce bir mertebede değilim. Olmak gibi de bir iddiam
yok. Kafam bu konuya takılı yaşamıyorum. Hayatımın getirdiklerinin tadını çıkarıyorum. Ve eğer derinlerde bir yerlerde affetmediğim için bana zarar veren, spiritüel bir negatif enerji varsa da, kabul ediyorum. Ben, hatalarıyla, kusurlarıyla bir
insanım. Sıradan olmanın doğallığı içinde yaşayan bu insanca duygumu kabul ediyorum.
Belki sizlerin de yaşamınızda içinize gömdüğünüz, affetmeyi başaramadığınızı bildiğiniz, veya affetmek üzere delice çalıştığınız birileri vardır.
Affedemiyorsanız, bırakın ...... öylesine bırakın! Affetmediğiniz için kendinizi suçlamadan. Bırakın bayramda kendinize verdiğiniz en büyük hediye, doğal duygularınızdan birine sahip olduğunuzu farketmek ve bunu oluruna bırakmak olsun !
Bırakın Tanrı'nın yarattığı bu evrende, bir toplu iğnesi kadar bile gözükmeyen bu sevgiye duyarlı bedenleriniz, Tanrı'nın sevgisiyle sarılmış ve öyle çocuk ruhuyla huzur bulsun !
Alışılmışın dışında bir bayram yazısı oldu biliyorum. Size
tüm gönlümce bayram boyunca sağlık, huzur ve neşe diliyorum, gerçek anlamda sevdiklerinizle birlikte...
Ayla
AFFETMEK
BAGIŞLAMAK
HOŞGÖRMEK
ANLAMAK
İNSAN SEVGİSİ
TANRI'nın SEVGİSİNDEN YARATTIĞI
EVRENİ SUNDUĞU,
VARLIĞI
YARATILANI SEVMEK
YARADANDAN ÖTÜRÜ.
GÖNLÜNÜZDE LEKE
BEDENİNİZDE OLUMSUZLUKLARI
BARINDIRMAMAK,
O İNSANI DUALARINIZA ALMAK,
TÜM ENERJİ BİLGİNİZLE AFFETMEK,
GURURUNUZU ELE ALDIĞINIZDA
YERE ATIP, PARAMPARÇA
EDEREK,
YAPILANLARI KABULLENMEK.
KARMA, GEÇMIŞ HAYATLAR
ve TÜM SEBEPLER
AFFETMENİZE YETMİYORSA,
İÇİNİZDE HALA YANAN BIR ATEŞ
GÖNLÜNÜZDE SİZİ DAĞLAYAN
ACITAN O YARA HALA VARSA
BIRAKIN...
ÇÜNKÜ,
ONU AFFETMEK ZORUNDA
OLAN
ONU SEVMEK İÇİN SAVAŞACAK
ONUNLA BİR OLACAK KİŞİ
SİZ DEĞİLSİNİZ!
SİZDEN ÖTE KENDİSİ,
KENDİ YARATTIKLARI
ve YAŞATTIKLARI.
O, KENDİNİ AFFETMEDEN
SİZİN GÖNLÜNÜZ YATIŞMAZ
TANRI'ya GİDEN YOLDA TEK SUAL
KIRILAN
GÖNÜLLERDENDİR.
KIRAN GÖNLÜN ÖNCE
KENDİNİ TEMİZLEMESİ GEREKİR...
Ayla Özaygen
Keyifli Yaşam Danışmanlığı
www.keyifliyasam.cc
www.aylaozaygen.com