Sağlıklı Yaşam Anasayfa   Sağlık   Cinsellik     Beslenme & Egzersiz  Tamamlayıcı Tıp  
Epilepsiyi anlamak - II -

Epilepsiyi anlamak - II -

Epilapsi türleri

Klasik nörolojik anlayışlar, epilepsiyi klinik özelliklerine göre lokal ve genel olarak sınıflamışlardır. Ancak sınıflama türleri arttıkça esas konudan çıkılır endişesiyle ve hastalıklardan daha çok hasta özelliklerinin ön planda tutulması düşüncesiyle daha farklı bir anlatım yöntemi geliştirmek istiyorum. Çünkü ön planda hastalığın kendisi değil, hasta olmalıdır. Yapılan sınıflamalar göre hastalığı değerlendiren hekim sıklıkla hasta faktörünü bir kenara ittiği gözlenir. “Sen epilepsisin ya da değilsin” biçiminde sergilenen yaklaşımlar hekimler arasında da farklılık göstererek hastayı ümitsizliğe iter.  

Beyin çalışma bozuklukları

Epilepsi’de beyin çalışması bozulmuştur. Ancak, beyin çalışma bozukluğu ile sadece epilepsi oluşmaz. Depresyon, anksiyete, anormal davranışlarla görülen hastalıklar, Parkinson ve Alzheimer hastalıklarında da beyin çalışma özellikleri bozulmuştur. Depresyonda hücrenin kuyruğunda yer alan nörotransmiter sayısında azalma olduğu düşünülür ve bu nedenle hücreler arası boşlukta nörotransmiter etkinliğini arttırıcı tedaviler verilir. Bu ilaçlara antidepresan (lustral, prozac, anafranil, paksil vb.) ilaçlar denir.

Epilepsi tedavisinde kullanılan ilaçlarda, depresyon tedavisine ters olarak, durdurucu yönde etki göstererek nörotransmiter etkinliğini azaltmaya çalışırlar. Çünkü depresyonda nörotransmiter etkinliği azalmış, epilepside ise artmıştır.

Beyin çalışma bozukluklarında kullanılan ilaçlar, görüldüğü üzere, beyin çalışmasına müdahale eder özelliktedir. Ancak ideal tedavi yöntemi değillerdir. İdeal yöntem, destek beyin hücrelerinin yeterli oranda nörotransmiter yapmasını ve beyin elektrik akımını oluşturan talamusun normal etkinliğine kavuşmasını sağlamak olmalıdır. 

Beyin çalışma özelliklerini etkileyen nedenler

  • Genetik,
  • Annenin hastalığı,
  • Zor doğum,
  • Anne sütü,
  • Beyni etkileyen ateşli hastalıklar,
  • Beslenme özellikleri,
  • Hafif ya da şiddetli kafa darbeleri,
  • Aşılar,
  • Genel anestezi altında geçirilen ameliyatlar,
  • Stres

Yukarıda adı geçen nedenler beyin gelişimini ve çalışmasını etkileyerek beyin çalışma bozukluklarıyla ortaya çıkan pek çok hastalık biçimini oluştururlar. Bu hastalıklardan biri de epilepsidir. Bir başka değişle, MR ya da tomoğrafi gibi görüntüleme yöntemleriyle açıklanamayan nörolojik ve psikiyatrik hastalıkların nedeni, yukarıda adı geçen etkenlerdir.

1. Anne-babadan alınan genetik özellikler, beyin özelliklerinin temel yapısını oluşturur. Sayılan diğer faktörler, genetik yönden belirlenen özellikler üzerine bina edilir.

2. Annenin hamile iken içinde bulunduğu hastalık durumu, vücuttaki kimi hormonal çalışma bozukluklarına neden olur ve anne ile karnındaki bebeğin ilişkisini sağlayan kordonun çalışmasını etkileyerek bebeğin beyin gelişiminde değişikliklere neden olabilir.

3. Doğum zorlukları sonucu bebeğin beyin kanlanması geçici olarak etkilenebilir.

4. Anne sütü içinde bulunan kimi maddeler beyin gelişimi için gereklidir.

5. Kimi bakteriyel ve virüsler beyin çalışmasını etkileyebilir.

6. Gelişen teknoloji ile değişen beslenme alışkanlıkları sonucu ortaya çıkan doğal olmayan besinler, beyin üzerinde önemli etkilere sahiptir. Bin yıllar boyunca doğada, doğal halde bulunan besinlerle gelişen bünyemiz; özellikle son 50 yılda ortaya çıkan yapay besin ürünlerine yabancıdır. Karton kutularda bir çok işlemden geçirilerek satılan sütler doğallıklarını tamamen yitirmişlerdir. Ekmek; saf buğdaydan değil, özü ve kepeğini kaybetmiş buğdaydan yapılır. Yürüyemeden, güneş ışığı görmeden ve tek yönlü beslenme ile yetiştirilen tavukların etleri ne derece sağlıklıdır? Sofra şekeri (glükoz)  ile hazırlanan besinler ve şekerin kendisi, tamamen rafine edilmiş bir üründür ve sindirim yoluyla alınması insan bünyesine zararlıdır. İnsan vücudu; besin maddesi olarak aldığı protein, yağ ve birleşik karbonhidratlardan şekeri elde eder. Doğrudan alınan basit şeker, önce insülin sonra diğer vücut sistemlerini olumsuz yönde etkileyerek hastalıkların oluşmasına zemin hazırlar.

Özellikle saf şeker başta olmak üzere, doğal olmayan besin maddelerinin önemli etkileri beyinde gözleniyor. Saf şekerin ve glisemik endeksi arttıran hamur işi gibi diğer besin maddelerinin beyin üzerinde uyarıcı etkileri vardır. Bu etki, çocukluk dönemlerinden itibaren beyin tarafından öğrenilir. Beyin çalışma özellikleri duyarlı hale geldiği durumlarda (sinirli, üzgün, yorgun, dikkat azlığı vb.) beyin uyarılma ihtiyacı hissederek bu maddelerin alınmasını ister. Çayda bulunan tein, kahvede kafein, kolada x maddesi ve şeker, sigarada nikotin, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda kullanılan ilaçların içeriğinde yer alan amfetamin, beyin uyarıcı özelliği olan diğer maddelerdir. Sonuçta, beyin çalışma özelliklerinin; hem bağımlılık yapıcı etkisiyle hem de bağımlılığın oluşturduğu maddelerin vücut üzerindeki zararlı etkisiyle beyin çalışma bozukluklarıyla görülen hastalıkların gelişiminde önemli etkileri olduğu gözlenir.

7. Beyin, kafatası içinde, etrefında su dolu bir kesede bulunur. Kafatası içinde çeşitli kemik çıkıntıları vardır. İvmeli kafa hareketleri, beyne zarar verebilir ve sonuçta beyin çalışması etkilenebilir. Beyin ön bölgesi çalışmasıyla insan kişilik özelliklerinin önemli bir bölümü şekillenir. Sinirli, sabırsız, dikkat eksikliği olan bir kişinin beyin ön bölge çalışması duyarlıdır. Beyin temporal (şakak) bölgeleri ise duyguların ton ayarının yapıldığı bölgelerdir.

Ayrıca bellek merkezi olan hipokampus ve bağlantılı olarak duyguların depolandığı yer olan amigdala, temporal bölgenin yakın komşuluğundadır.

Kafa darbesinden sonra epileptik nöbetler ortaya çıkabilir. Bu durum, alınan darbenin şiddetinden çok, darbe alındığı andaki beyin çalışma özellikleriyle ilişkilidir. Çok şiddetli bir darbe herhangi bir yakınma oluşturmazken, daha hafif şiddetteki darbeler; epileptik nöbet, başağrısı, depresyon, kronik baş dönmesi, kronik kulak çınlaması ve hatta hipertansiyon ve astım krizlerine yol açabildiği bilinmektedir.

Kafa darbeleri sonucu kimi beyin cerrahi uzmanları, antiepileptik ilaç tedavisi başlarlar. Bu gereksizdir. Kafa darbeleri sonrası sadece epilepsi oluşmaz. Gereksiz ilaç kullanımı beyne zarar verebilir. Önemli olan, darbe alındıktan sonra yapılacak beyin çalışma özelliklerini değerlendirebilen yöntemlerdir. Rutin EEG ve sonrasında QEEG takipleri, olası epileptik etkinliği önceden değerlendirebilen en iyi yöntemlerdir.

8. Aşılarda yer alan alimünyum, civa gibi ağır metallerin beyin üzerinde olumsuz etkileri vardır. 2002 yılında batılı ülkelerde bu maddelerin aşılardan çıkartılmasına karar verildi. Ülkemize dışarıdan gönderilen aşıların içeriği halen belirsiz. Üstelik Sağlık Bakanlığı yaptığı bir açıklamada, ağır metal içeren aşıların zararının olmadığını açıkladı. Oysaki son 50 yıl içinde otizm, dikkat eksikliği, epilepsi,  immun sistem hastalıkları gibi durumlar, aşı uygulamasının yaygınlaşmasıyla birlikte önemli artış olduğu gözleniyor.

Son günlerde ülkemizde tanıtımı yapılan pnömokok aşısı alüminyum içeriyor. ABD’ndeki uygulamalarda; epileptik nöbet geçirme (sara), yüksek ateş, aşırı sinirlilik gibi yan etkilerinin olduğu bildirilmiştir. Aşı, ABD’nde 2000 yılında kullanım izni almış ve aşı sonrası 79 çocuğun öldüğü, toplam 3243 çocukta yan etki ortaya çıktığı bilinmektedir. 1-3
Amerika’da aşılardaki ağır metallerin çıkartılması önerilirken Sağlık Bakanlığının “zararsız” açıklaması, aşılara karşı güvensizlik yaratıyor.

9. Yapılan çalışmalar, anestezik maddelerin beyin işlevleri üzerine olumsuz etkileri olduğunu bildiriyor. Klinik uygulamalarda, öykü alırken kimi hastaların ısrarla, yakınmaların ameliyat sonrası başladığını ifade etmesi, bilimsel verilerle bütünleşiyor. Ameliyatlarda kullanılan genel anestezikler, beyin ön bölge çalışma özelliklerini etkileyerek ve olasılıkla önceden var olan duyarlılıkları arttırmasıyla zararlı olabiliyor.

10. Milyarlarca beyin hücresinin oluşturduğu trilyonlarla ifade edilebilen ağ sistemi nedeniyle, her beynin ya da her bireyin akıl ve kişilik özellikleri kendine özgü (şahsına münhasır) ve tektir. Bu nedenle yaşamış ve yaşayan insanlar, genetik özellikler bakımından benzerlikler gösterebilir ama birbirlerine tıpatıp benzemezler. Her bireyin sahip olduğu benzersiz beyin çalışma özellikleri, yukarıda adı geçen etkenlerle şekillenerek kendi duygu, düşünce ve davranış özelliklerini belirler. Stresin etkisi bu nedenle her beyinde farklıdır. Çünkü, her beynin çalışma özellikleri farklıdır. Kimi bir olaya çok şiddetli öfke ve saldırganlık tepkileri verirken kimi depresyona girer. Bir başkasında ise kalp spazmı gözlenir.

Beyin temel gelişimini 21’li yaşlarda tamamlar. Bu yaşlardan sonra beyin gelişimi plastisite (yeni bilgileri işlemek ya da bozulan çalışma biçimini düzeltebilme becerisi) ile sağlanır. Stres, beyin gelişimini sürdürdüğü yaşlarda, beyin çalışma özelliklerini etkileyerek zararlı olabilir. 21 yaş sonrası stresin etkilediği beyin, gelişimi sırasında duyarlı çalışma özellikleri kazandığı için zararlıdır. 21 yaşa kadar beyin normal gelişimini tamamlamış ise, bu yaşlardan sonra stresten etkilenmeside kolay olmayacaktır.

Stres etkisiyle hemen tüm beyinlerin çalışma özellikleri etkilenir. Burada önemli olan beynin strese göstreceği dirençtir. Beyin çalışma özellikleri ne kadar iyi ise, stresten de o oranda az etkilenecek ve hastalık oluşturma potansiyeli olmayacaktır. Yukarıda anılan maddeler, beyin gelişimi döneminde, beyin çalışma özelliklerini etkileyerek hem hastalık oluşumunda etkilidirler hemde duyarlı beyin çalışma özellikleri yaratarak strese karşı beyin direncinin azalmasına yol açarlar.

Sonuçta 21 yaş sonrasında önemli olan stresin kendisi değil, etkilediği beynin çalışma özellikleridir. Epilepsi hastalığı olan beyinlerin, strese karşı gösterdikleri direnç zayıftır. Bu nedenle stres altında nöbet geçirme olasılıkları artar (diğer hastalıklarda da durum aynıdır).

Bu nedenlerle epilepsi tedavisinde amaç, beynin duyarlı çalışma özelliklerini düzelterek strese karşı olan direnci artırmak olmalıdır. Ancak her insanın beyin çalışma özellikleri ve dolayısıyla strese karşı gösterdiği direç farklıdır. Bu nednle epilepsi tedavisinde de hastalık değil, hasta ön planda olmalıdır. Antiepileptik ilaç tedavisi odaklı yaklaşımlar bu nedenlerle başarısızlığa mahkumdur. Her hastanın beyin çalışma özellikleri kişiye özel olarak değerlendirilmeli, verilen tedavi önerileri gene kişiye özgü olmalıdır. Bu durum hekimin donanımıyla da ilgilidir. Hastayı ve hastalığı standart gören tıbbi yaklaşımlar, başarısız olurlar.

14.01.2008
   
Haberi arkadaşına gönder
Haberi yazdır
 
Diğer Yazılar
Gerçek reçete: Doğal beslenme (06.05.2008)
Beynin dengesi (28.04.2008)
Bilimin gör dediği (16.03.2008)
Epilepsiyi anlamak - IV - (28.01.2008)
Epilepsiyi anlamak - III- (21.01.2008)
Epilepsiyi anlamak - I - (06.01.2008)
Kadına uygulanan şiddete tıbbi bakış (24.12.2007)
Hasan Şaş neden bu kadar sinirli? (13.12.2007)
Beyin Testi: QEEG (05.12.2007)
Kadınlarda beyin ön bölgesi duyarlılığı (12.11.2007)
Biz neden böyleyiz? Nasıl adam oluruz? (29.10.2007)
Diyet arama
Diyet Kategorisi seçin
 
 
 
 
  Yazarlarımız
Ölmeden önce keşfetmeniz gereken 5 sır
Son okuduğum kitabın adını, yazımın başlığı olarak kullanmak istedim. ...
Hipertansiyon ve beslenme
Hipertansiyon, kan basıncının artması durumu olarak tanımlanır. Büyük ...
Gerçek reçete: Doğal beslenme
Eskiden yaş sınırı 60 idi. Sonra 50 oldu. Bugünlerde yaşları 40’a varm...
Sağlıklı yaşam çocuk yaştan doğru beslenmeyle kazanılır
Son yıllarda bilinçlenen toplum çocuk yaştan doğru beslenmenin çocuk y...
Burun estetiğinde yeni trend; Gölgelendirme ve parlatma
Sadece burun şeklinin ve oranının yanında, üçüncü bir boyut olan gölge...
  En çok okunanlar
Ayurveda Uzmanı Dr. Ender Saraç'tan zayıflama önerileri (Beslenme ve Egzersiz)
Seks hakkında bilmek istediğiniz herşey! (Cinsellik)
Keten tohumunun faydaları (Tamamlayıcı Tıp)
Neden kefir tüketmeliyiz? (Tamamlayıcı Tıp)
İlk gece (Cinsellik)

 Uzmanlar, haber
     

  Pratik hesap
  Kilonuz Normal mi?
  Hangi Gün Doğdunuz?
Anket

Bahar alerjiniz var mı?
 
 150554