Epileptik belirtiler Her epilepsi hastası, kendi beyin çalışma özelliklerine göre yakınmalar ortaya çıkartır. Kimi bir anlık donakalır, kimilerinde epilepsi doğduğu anda başlar ve ölünceye kadar o kısacık yaşamında devam
eder. Her yaşta başlayabilir. Çekilen MR ya da tomografilerde ender olarak bir neden saptanabilir. Çünkü neden, o filmlerle gösterilemez. Çünkü neden, beyin çalışma özellikleridir. Gözle görülemez.
Kimi insan, yaşamında ilk ve son kez içtiği
bir esrarlı sigara ile nöbet geçirirken, kimileri için her an gelmesi beklenen yaşamın kabusu gibidir. Kimi sadece geceleri, ayda birkaç kez yatağına ıslatarak farkeder uykudaki nöbetlerini…
Beyin çalışma anormallikleri birden fazla bölgeyi
etkilediğinde, epilepsi ile birlikte epilepsiyi taklit eden ama başka bir beyin çalışma bozukluğuyla birikte de görülebilir. Bu durumda tanı koymak güçleşir. Bir hekim “epilepsi” derken bir diğeri “değil” diyebilir.
Sonuç olarak epilepsi,
beynin anormal çalışmasına bağlı olarak, kaynaklandığı beyin bölgesinin özelliklerine göre çok farklı biçimlerde ortaya çıkabilir. Burada önemli olan, epilepsi şüphesi olan hastanın beyin çalışma özelliklerini detaylı bir biçimde değerlendirilmesi
gerektiğidir.
Tedavi
Beyin çalışma özellikleri değerlendirilen hastaya uygun tedavi yöntemleri önerilmelidir.
1. Klasik ilaç tedavisi: Yaklaşık 10 adet ilaç arasından
hekimin görüşüne göre ilaç ya da ilaçlar belirlenir.
2. Beslenme: Beslenme ile alınan maddeler kan aracılığıyla beyine ulaşarak gerekli hormon ve nörotransmiter yapımında kullanılırlar. Bu
nedenle epilepsi hastalarında beslenme çok önemlidir. Öncelikle doğal olmayan her besin beyne zararlıdır. Beyaz ekmek, basit şeker içerikli ve glisemik içeriği yüksek olan tüm besinler (reçel, her türlü pasta, çörek, börek, hazır meyve suları, tüm
gazlı içecekler, karton sütleri dahil işlenmiş tüm besinler, sofra şekeri (çay şekeri), yapay tatlandırıcılar, gofret, kekler, makarna, her türlü patates vb.) Ayrıca fabrikada yetişen tavuklar, çifliklerde üretilen balıklar, hububat ile tek yönlü
beslenen küçük ve büyük baş hayvanların etlerini mümkün olduğunca yemeyiniz.
Beynin yakıtı; dışarıdan alınan şeker değil, karaciğerde kendi ürettiği şekerdir. Bu sayede beyne ulaşması gereken şeker miktarını bünye kendi belirler. Dışarıdan
alınan glisemik içeriği yüksek besinler önce belirgin kan şekeri artışı ve ardından gene belirgin kan şekeri azalmasına (hipoglisemi) neden olarak vücüdun ve beynin kan şekeri kotrolünü bozarlar. Bu durum artan yaş ile daha belirğin biçimde ortaya
çıkar. Çocukluk döneminde ise bu tip besinlerle beslenmekle kazanılan ve beyin tarafından alışılan beslenme tarzının sağladığı şeker bağımlılığı, hastalıkların gelişimine zemin hazırlayan önemli unsuru oluştururlar.
Bünyemiz; dışarıdan alınan
yağları, proeinleri ve birleşik karbonhidratları şekere dönüştürerek, insanlık tarihi boyunca kazandığı bu özellik nedeniyle glisemik endeksi yüksek besinlere ihtiyaç hissetmez.
Epilepsi hastalarında diyet; yağlardan, proteinlerden ve
sebze gibi birleşik karbonhidratlardan oluşmalıdır.
Örnek diyet:
Kahvaltı: Sucuk, pastırma, yumurta, zeytin, peynir, domates, biber vb. yeşillikler, 1 dilim tam köy ekmeği.
Öğlen:
Kıymalı mercimek yemeği, pilav, zeytinyağlı bir yemek, cacık/yeşil salata.
Akşam: Köfte, yeşil salata, zeytinyağlı bir yemek, yaprak sarma.
Öğün arası: Fındık, antep fıstığı, badem, ceviz, tüm yaş ve kuru
meyveler
3. Eğzersiz: Yaşa uygun yürüme ve koşma önerilebilecek en iyi egzersizlerdir. Her gün mutlaka egzersiz yapılmalıdır.
4. Nöroterapi: Ülkemizin henüz
yabancı olduğu bu tedavi yönteminde amaç QEEG ile saptanan beyin çalışma anormalliklerinin düzeltilmesidir. Geçmişi ve günlük uygulamaları hakkında bilgi vermekte fayda olacaktır.
1924 yılında Hans Berger, bir çift elektrot ile ilk EEG
kayıtlamasını gerçekleştirdi. 1932’de G.Dietsch, adı sonradan QEEG olan ilk dalga analiz yöntemini uyguladı. 1968 yılında Joe Kamiya, alfa dalga gücünün (amplitüd) istemli olarak kontrol edilebileceğini ve anksiyete bozukluklarında faydalı
olabileceğini bildiren çalışması yayınlandı. İlk nöroterapi uygulaması olan bu yayın, kimi bilim çevrelerini etkileyerek yöntemin yaygınlaşmasını sağladı.
Günümüz nöroterapi uygulamalarının yaygın ve etkili bir yöntem olmasını sağlayan
çalışmaları, 1970’li yıllarda, Barry Sterman ve Joel F Lubar gerçekleştirmiştir. İki kulağı birleştiren hayali çizginin altında kalan beyin bölgesi sensorimotor korteks adıyla anılır. Buradan yapılan kayıtlamalarda 12-15 Hz. arasında kalan beyin
dalgalarına sensorimotor ritim (SMR) adı verilir. Anılan iki bilim adamı, SMR gücünü arttırıcı nöroterapi yöntemini, kedi ve maymunlara uygulamışlar ve hayvanların epilepsi nöbetlerine karşı daha dayanıklı olduklarını göstermişlerdir. Ardından
uygulamayı epilepsi hastalarında yapmışlar, nöbet sıklığında ve ilaç dozunda azalmalar gözlemişlerdir.
Bu başarı çalışmaların ardından yapılan daha geniş çalışmalar sonucu, ilaçlara dirençli epilepsi hastalarının nöbet sayılarında ortalama %70
azalma gözlenmiş. Lubar, 10 yıl boyunca uyguladığı dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu çalışmalarında %80 başarı sağlamıştır.
Nöroterapi, 1980’li yıllardan sonra dünyaya yayılmış ve kendi içinde çeşitli yöntemler geliştirilmiştir.
Halen onlarca farklı nöroterapi cihazı üreten firma, yaygın olarak kullanılan 5 ayrı QEEG programı, 2 adet kabul edilmiş bilimsel yayın organı, 3 ayrı bilimsel dernek, 4 ayrı grubun gerçekleştirdiği uluslar arası kongreleriyle yaygınlığı gün geçtikçe
artan bir tedavi yöntemi olmuştur.
Nöroterapi uygulama yöntemleri
Nöroterapi 30 dakika süren seanslar halinde uygulanır. Haftada en az 4, en fazla 18 seans uygulanabilir. Seans sayısı QEEG sonucuna göre belirlenir. Kimi
özel durumlarda seans sayısının önemi olmayıp, sürekli seans halinde terapi verilebilir. Örneğin 15 aylık, başını tutamayan, kol ve bacaklarında istemli hareketi olmayan, cisimleri takip etmekte zorlanan, gelişme geriliği olan bir çocuğa günde 4-8
saat nöroterapi uygulanabilir.
Nöroterapi aletine bağlı olan 3 ya da 5 adet elektrot kafaya bağlanarak sürekli kayıt sağlanır. Aletin diğer ucu bilgisayardadır. Çalışılan bölgenin ölçümleri bir grafik ya da animasyon halinde kişiye monitörde
gösterilir. Beyin dalgalarının hareketine göre animasyon hareket eder. Olması gereken dalga hareketine en yakın değer "eşik" olarak belirlenir ve eşik değer yakalandığında aletten çıkan ses, olumlu geri besleme (pozitif feedback) olarak beyni telkin
eder. Saptanan eşik değer, beynin gösterdiği başarıya göre her seans başında, ya da seans sırasında tekrar ayarlanabilir. Eşik değer normal çalışma düzenine geldiğinde beynin normal çalışma düzenini öğrendiği görülür. QEEG çekimi tekrarında
seansların başarısı takip edilir. Şekilde, epileptik nöbeti olan bir çocuğun QEEG sonucu görülmektedir. Beyin ön bölgesinde 8-9 Hz’de belirgin etkinlik artışı ve 2-6 Hz’lerde sol kulak hizası temporal (şakak) bölgelerde gene belirğin etkinlik artışı
gözlenmekte. Yeşil renkte görülen alanlar normal, mavi ve lacivert renkli bölgeler ise etkinliği azalmış dalgaları ifade etmektedir.
Diğer bir nöroterapi yöntemi HEG'dir (hemoensefalografi). Amacı, başa bağlanan bandın içinde yer alan
kızılötesi ışın kaynağı ile beyin ön bölge kanlanmasını ölçerek arttırmaktır. Bu yöntemde de geri besleme özelliği kullanılır. Seanslar ile artan kanlanma oranı, metabolizma ürünlerinin daha hızlı biçimde uzaklaştırılmasını sağlayacak, daha çok
oksijen ve gerekli maddelerin ulaştırılması ile beyin ön bölge hücrelerinin daha etkin çalışması sağlanacaktır.
Güncel nöroterapi
Amerika Birleşik Devletlerinde başlayan ilk nöroterapi uygulamaları, 30 yıldan bu yana
nöroloji, psikiyatrist ve psikologlar tarafından birçok ülkede ilgi görmektedir. QEEG öncülüğünde uygulanan nöroterapinin yan etkisi yoktur. Teorik olarak beyin çalışma bozukluğu gösteren ya da QEEG sonucunda anormallik saptanan her olguda
uygulanabilir. Epilepsi, migren, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, şizofreni, kronik yorgunluk sendromu, fibromiyalji sendromu, otizm, depresyon, Parkinson, anksiyete bozuklukları (panik atak, obsesif konpulsif bozukluklar, travma sonrası
stres bozukluğu vb…), Alzheimer hastalığı gibi nörolojik ve psikiyatrik hastalıklarda yapılan ve yayınlanan başarılı çalışmalar bulunmaktadır.
NASA'da astronot ve pilotların dikkatlerini arttırmak için, iş ve okul performansı arttırma da,
müzisyenler de performans arttırmak için kullanılmış, başarılı sonuçlar alınmıştır. Halen dünyanın hemen her ülkesinde uygulanmaktadır. Kimi uygulayıcılar sadece nöroterapi yapmakta, diğer hekimler tedavi yöntemlerine nöroterapiyi de eklemektedir.
NASA’nın nöroterapiye gösterdiği ilgi, yaygınlaşmasında önemli etkisi olmuştur.
Nöroterapi, beyin çalışma duyarlılıklarını düzeltebilen bilimsel bir yöntemdir. Dışarıdan hastaya herhangi bir uyarı verilmez. Uygulama sırasında ağrı hissedilmez.
Aşırı sinirli, dikkati dağınık, uykusuzluk çeken, baş ağrıları olan kişinin nöroterapiden çok fayda gördüğü ve bu yakınmalarına eşlik eden hipertansiyon ve kan şekeri sorunlarının da düzelebildiği görülmektedir. Çünkü nöroterapi ile beyin ön bölge
duyarlılığı azaltılarak; hem beynin, hem de vücudun, daha iyi kontrolü sağlanabilmektedir.
Hastalıklarda, beyin hücrelerinin çalışma özellikleri etkilendiğinden, yeterli düzeyde nörotransmiter yapılamaz. Psikiyatri ve nöroloji tedavi
yöntemlerinde kullanılan ilaçlar, iki beyin hücresi arasında iletişimi sağlayan nörotransmiterlerin oranını etkiler. Görüldüğü gibi asıl sorun hücrelerin çalışma özelliklerinin bozulmasıdır. Bozulan hücrelerin yapamadığı maddeleri dışardan vermek,
sorunu çözmeyecek, sadece geçici iyilik hali sağlayacaktır. Çin atasözünde belirtildiği gibi "Aç olana balık verme, balık tutmayı öğret". Nöroterapi yönteminde, aç olan beyin hücrelerine nasıl balık tutması gerektiği öğretilir.
Beyin çalışma
bozukluklarıyla ortaya çıkan hastalıklar, öğrenme modelli tedavi yöntemleriyle düzeltilerek, kalıcı etkiler sağlanabilir. www.noroterapi.com adlı sitemden ayrıntılı bilgilere ulaşılabilir.
Sonuç
Her beyin, sahibi olduğu kişiye özeldir. Bu nedenle beyin çalışma bozuklukları için mutlaka kişiye özel yöntemler geliştirilmelidir. Hastaların sahip olduğu hastalıkları ve tedavileri genelleştirmek; tıp biliminin
sığlaşmasına, hastaların güveninde azalmaya ve ümitsizliğe yol açar. Her insan çevresiyle, yaşam tarzıyla, kişilik özellikleriyle benzersizdir. Bu nedenle her hasta, kendine özel geliştirilen tedavi yöntemini hakeder.
Dr. Güçlü
Ildız
Nöroloji Uzmanı
Kaynaklar:
1. Wyeth-Lederle Product Manufacturer Insert (Pneumococcal 7-Valent Conjugate Vaccine (PREVNAR). Issued February 2000.
2. Centers for Disease Control.
Dec. 10,2001 press release: ACIP Votes to Temporarily Revise Recommendations for Pneumococcal Conjugate Vaccine,
3. Vaccine Adverse Event Reporting System (VAERS) Data
4. Zhang Lianyi, Zheng Chongxun, A new method to monitor depth
of anesthesia based on the autocorrelation EEG signals Inst. of Biomed. Eng., Xi'an Jiaotong Univ., China.
5. Neural Interface and Control, 2005 First International Conference on 26-28 May 2005 On page(s): 123- 126
6. Takeshi Kubota,
Kazuyoshi Hirota, Effects of sedatives on noradrenaline release from the medial prefrontal cortex. Psychopharmacology Volume 146, Number 3 / October, 1999
7. Wolfgang Heinke ve Stefan Koelsch, Anestetiklerin Beyin Aktivitesi Ve Kognitif
Fonksiyonlar Üzerine Etkisi. Current Opinion In Anesthesiology Year: 2006 Volume: 1 No: 1