“Umutsuzlar boynu bükük..umutsuzlar kalbi kırık…” 1971 yılına gelindiğinde Yılmaz Güney'in artık kentli seyirciyle buluşması kaçınılmaz olmuştu. Anadolu'da iyi iş yapan Çirkin Kral filmleri özellikle büyük kentlerde o büyük ilgiyi pek de
bulamıyordu.Gerçek bir öyküden yola çıkarılarak hazırlanan senaryoda, filmografik açıdan en uygun kadın oyuncu, "kentli sinemamızın vazgeçilmez esas kızı " Filiz Akın'dı. O günlerde "Umutsuzlar"da rol almasına Türker İnanoğlu'nun
muhalefet ettiği dedikodularına karşın Filiz Akın en önemli filmine imza atmaya hazırdı.
Geçen 36 yıla rağmen şiirsel sinemanın en güzel örneklerinden biri sayılan "Umutsuzlar" Agah Özgüç'e göre " yalnızca bir tek filmle
efsaneleşmiş birlikteliklere çok çarpıcı bir örnek"ti. (Milliyet Sanat Dergisi -Mayıs/2007)
" İşte 1971'de Yılmaz Güney'le Filiz Akın'ın oynadığı ve polisiye bir aşk filmi olan " Umutsuzlar", bu çarpıcı örneklerden ilkidir
belki de. Çiğdem rolündeki Filiz Akın, Fırat rolündeki Yılmaz Güney, fizikleriyle ve romantik duyarlılıklarıyla birbirlerine öylesine akarlar ki.Ve bu uyum seyirciye öylesine geçer ki.Bu destansı bileşim, Türk Sineması'ndaki 'çift anlayışı'nı
zirvelere tırmandırır.Artık Fili zAkın, Filiz Akın değil o bir Çiğdem; Yılmaz Güney Yılmaz Güney değil o bir Firat'tır.Gani Turan'lının yakın çekim portre görüntüleriyle de Filiz Akın, öykünün akışı içinde ikonlaşır.Oysa 190'lı yıllara baktığımızda,
ne Göksel Arsoy-Filiz Akın çiftinin, ne de Yılmaz Güney-Nebahat Çehre çiftinin filmlerinde böyle bir büyülü sıcaklık görebiliriz.."
“ 3.Adana Altın Koza Film Şenliği'nde 3.olan ‘Umutsuzlar' değil bu hafta, bu sezonun en başarılı Türk
filmidir.Mutlak görülmesi gereken bir Türk filmidir.
Siz yerli film seyircileri, konu belki biraz ters gelecek size, ama ‘Umutsuzlar'ı mutllaka görün.
‘Umutsuzlar'da insanı afakanlar boğmuyor.Çıktığı sahneden yarım saat inmeyen şarkıcı
kadınlar yok. Filmde erkek kahraman sakatlanmıyor, gözleri kör, kulakları sağır olmuyor veya topal kalmıyor.
Ağladıkça ağlatan sahneler, sevgililerin arasına giren, onları ayıran kötü kalpli, kötü ruhlu kadın, erkekler de yok bu filmde.Belki
sinemayı, film mutlu sonla bitmediği için yüzünüzde tebessümle terkedemeyeceksiniz, ama siz yine de gidin, görün ‘Umutsuzlar'ı.
Ve siz, yerli film değil mi, ‘ ezan, göbek' diyen yabancı film seyircileri, siz de gidin, görün
‘Umutsuzlar'ı.Batı sinemasını bol bol bulacaksınız bu filmde.
Gani Turanlı'nın kamerasında yerli filmlerde özlediğiniz Avrupa Sineması görüntüleriyle dolu zevkli dakikalar geçirecek, Yılmaz Güney'in rejisiyle film başladığı anda sonunu
kestiremeyeceksiniz.
‘Umutsuzlar' tenkit edilebilir.Hem de birçok şekilde.Ama yine de alışılmışın dışına çıktığı için rejisör, senarist, oyuncu Yılmaz Güney'i tebrik ederiz.Biz, Batı sineması da yapabiliriz, diyen Gani Turanlı'yı, kendini ‘
yankesici kız' tipi rollerden kurtaran ve büyük bir aşamaya yapan Filiz Akın'ı ve böyle bir yapıma cesaretle giren, yapımcı İrfan Ünal'ı bütün kalbimizle kutlarız.
Hepsine teşekkür ederiz bize Avrupa kokan bir Türk Filmi kazandırdıkları
için.Alıştığımız sakızlardan birini bu hafta bize çiğnetmedikleri için..”
12 Aralık 1971 tarihli Ses Mecmuası, yaşayan bir hikayeden yola çıkan “Umutsuzlar“ı böyle tanıtıyordu.
İşte gong son kez çaldı.Işıklar kararıyor..Film
başlamak üzere.
Martılar ve deniz.Bir vapur düdüğü uzun uzun ötüyor. Yeşim ve Çiğdem vapurun üst güvertesinde, boş buldukları bir masaya otururlar. Heyecanla gazeteleri açar Çiğdem, okumaktan çok telaşlı bir göz atıştır bu.
Yeşim- Bir
haber var mı ?
Çiğdem- Yok.Her sabah, her akşam aynı sıkıntıyı, aynı heyecanı taşımaktan bıktım.Gazetelere bakarken kalbim duracak sanıyorum.
Yeşim- Çekilir dert değil..İnanır mısın sana acıyorum. Bir sabah gazeteler istemediğin
şeylerle dolu olacak, ölmüş resmini göreceksin, vurdular, öldü diye yazacaklar..buna kendini alıştırmalısın.
“Umutsuzlar” ile ilgili olarak Atıf Yılmaz “ Hayallerim, Aşkım ve Sinema”( 1990 ) adlı kitabında şunları anlatır :
“
Filiz ilk gün sete çağrılıyor.Makyaj, kuaför filan.Akşam oluyor, iş paydos ediliyor.Ertesi gün yine aynı hazırlıklar ve Filiz'e yine sıra gelmiyor. Üçüncü, dördüncü günlerde de. Beşinci günün akşamı Filiz gergin, yorgun, makyajı bozulmuş bir halde
paydos saatini bekliyor. 'Sıranız geldi.Acele çekime' diyorlar. Filiz panik içinde, ‘nasıl olur', diye soruyor.' Makyajım, saçım, giysilerim..'...' Yönetmen sizi böyle istiyor,'diyorlar. Filiz çaresiz, ağlamaklı bir halde sete doğru ilerliyor. Meğer
Yılmaz Güney bütün bunları Filiz'in o klasik, gerçekle ilintisi olmayan Yeşilçam oyuncusu görüntüsünü bozmak için yapmış. Hemen belirteyim, Filiz bu filmde en iyi oyunlarından birini vermişti..”
Yılmaz Güney'in ifadesiyle “bir hüzün böceği
dolaşıyor”du gözlerinde. hayatında ters giden bir şeyler vardı sanki. Kırıktı… mutsuzdu. Mavimsi külrengi bir sis inmişti kıyılara.
Çiğdem – Alışmak, alışmak mümkün olsa..
Dalgalar… Martı sesleri.
Yılmaz Güney kentli sınıfa film
yapmak, kent insanıyla kucaklaşmak arzusuyla çektiği “ Umutsuzlar” da büyük başarı elde ederken, Filiz Akın sinema kariyerinin en önemli filminde rol alıyor ve dünya standartlarında bir oyunculuk sergileyerek, unutulmaz bir kompozisyona imza
atıyordu.
Ses Mecmuası'nın, ‘1971 yılının en iyi kadın oyuncusu kimdir ‘sorusunu yönelttiği, aralarında Türkan Şoray, Haldun Dormen, Hülya Koçyiğit, Nisa Serezli, Fatma Girik, Mücap Ofluoğlu, Emel Sayın, Sevda Ferdağ'nın da bulunduğu ünlülere
gore, “Umutsuzlar” daki rolüyle Filiz Akın açık arayla ‘birinci' oluyordu .
Çiğdem- Sahneye çıkar çıkmaz gözlerim onu arardı.Sonra bir gün gül gelmedi, o da gelmedi.Ertesi gün ve daha ertesi gün yine yoktu o.Sonraki gün güller geldi ama o
gelmedi.Ona öylesine alışmıştım ki, dayanamadım soruşturdum.Aylarca gelip giden sessiz ve sıcak bakışlı adamım kimdi..iki gün sonra öğrendim.Hastahanedeymiş, sırtından üç kurşunla vurmuşlar.Kimliğini öğrenince şaşırdım.
Meğer bizim sessiz ve
sıcak bakışlı adamımız Istanbul'un garı meşru bütün işlerini çeviren büyük Fırat'mış.Hastahaneye ziyaretine gittim, sevinçten gözleri doldu..Günler sonra, uslu bir çocuk çekingenliğiyle oyuna geldi..Kendisini aradığım için çok mutlu olmuş, teşekkür
etti..
Ben, onun hayatında devamlı kanayan kırmızı bir gülmüşüm.Konuşurken utanıyor, yüzü kızarıyordu… Hiç güldüğünü görmedim.Sanki yüzünde geçmişin bütün kederini taşıyordu.Günler
geçtikçe onsuz edememeye başladım.O benim için
vazgeçilmez, uzağında yaşanılmaz bir hale geliyordu.Birgün beni anasına götürdü.Anası çok sevdi beni..Boynuma sarılıp ağladı..Yavrum, bu
deli herife sahip çık, onu kurtarırsan sen kurtarırsın dedi..
Her an ölümün eşiğinde bir
adamdı..Belinde silahı, her an vuruşmaya hazır, ölüme hazır yaşıyordu..Yaşadığı hayat onu her an benden alıp götürebilirdi.Onu kurtarmak, onu yaşatmak zorundaydım.Benim hüzünlü ve kederli sevgilim ölmemeliydi.Su testisi su yolunda
kırılmamalıydı.Kollarının sıcaklığında bir ömrü beraber bitirmeliydik.Kırları, tahta masalı kahveleri severdi..Ömrü hapislerde geçmiş..insanların hep kötü yanlarını görmüş…bazen ona çocuk masalları anlatırdım.Gözlerini benden ayırmaz, sessiz, uslu
saatlerce dinlerdi.Bir gün bana, senin sallarındaki iyi insanlar nereye gitti, dedi.Hala yaşarlar dedim..Ben hiç görmedim, dedi.
Hiç bitmeyecek sandığımız mutlu günlerin ardından acılı günler geldi.Yokluğuna alışmak zordu.Bu acıya dayanmak,onu
unutmak zorundaydım.Aylar türlü sıkıntılarla geçti.Onsuzluğa tam alışırken
yeniden dönmesi bütün hayatımı altüst etti..şimdi ne yapacağımı bilmiyorum..
Yeşim- Ben seni tanıyorum Çiğdem.Sen bu adamla mutlu olamazsın.Sonra anlamıyorum, bu
adamda ne buldun sen ? Gecesi gündüzü belli olmayan, ne zaman öldürüleceği belli olmayan
uygunsuz bir adamla sonunun nereye varacağını düşünebiliyor musun ?
( ‘ Umutsuzlar': Y.Güney.Güney Yay.,1975 )