SUNA' da, Engin Ayça, Gülsen Tuncer ve TÜRKAN ŞORAY gerçeği ya da bir Teşrin Fırtınasının savurduğu hayatlar…
Engin Ayça'yı ilk " Soğuktu ve Yağmur Çiseliyordu" ile tanımıştım .Udi Cemal ile assolist Leyla'nın öyküsü içime
işlemişti.Hayat gerçekten soğuktu o günlerde ve yağmur hiç durmadan çiseliyordu.Tıpkı göz yaşlarım gibi.
" Bez Bebek" Hülya Koçyiğit'in en iyi kompozisyonlarından biriydi kuşkusuz. Mehmet Akan'ı nasıl unutabilirim şimdi ?
Bir
televizyon programında tanışmıştım Gülsen Tuncer ile.Maslakta bir stüdyoda çekim arasında " Soğuktu ve Yağmur Çiseliyordu" dan söz etmiştim.Konunun beni nasıl etkilediğinden..o filmdeki rolünden.
Gülsen Tuncer " Afife
Jale", " Gramofon Avrat ", " Soğuktu ve Yağmur Çiseliyordu" da sergilediği doruktaki oyuncu performansını bambaşka bir yorumla " Suna" da da yineliyor." Suna " filminde yarattığı kompozisyon adeta bir
oyunculuk dersi, başlı başına bir resital.
Edremit, Akçay..ıssız sahiller..sonbahar hüznü..teşrin fırtınalarının savurduğu hayatlar...Melankoli.Hüzün.Bastırılmış, kilit altında tutulmuş, yasak duygular ..yanlış anlaşılmalar.Kopukluklar..bir
ölüm..intihar teşebbüsü.
Eczacı Suna kimliğinde olağanüstü bir Türkan Şoray.
Tartışılamaz bir Gülsen Tuncer.
Muhteşem bir Engin Ayça filmi.
İşte , " Suna " .
Bir defasında Filiz Akın, o dönem sinemasının
genel geçer kurallarından bahsetmişti.Star sisteminin, işletmecilerin tek söz sahibi olduğu sinemanın kurallarından..
" Örneğin rol gereği, bir an kameraya sırtımı dönerek oynasam.Yönetmen , ' Filiz hanım seyirci sizin yüzünüze para
veriyor', diye uyarırdı.."
"Suna" da duruk görüntüler, kabullenişe ( ölüme belki ) akan duygular bazen gözlerde ses buluyor ve çoğunlukla kameraya dönük sırtlarda..omuzdaki o ufacık ürperişte...sessizlikte.Evet, sessizlik "
Suna" da bir çığlığa dönüşüyor bazen.Oyuncu sırtını kameraya çevirip, yüzünü denize döndüğünde en ağır duygular şahlanıveriyor ansızın.İçiniz kasılıyor.
Türkan Şoray ve Gülsen Tuncer " insanlar öldükten sonrada düşlerin
kaldığını..düşlerin ölmediğini" yaşar kılıyorlar perdede. Her şey bir sonbahar mevsiminde başlıyor.Başlamıyor aslında, devam ediyor.Yanlış bir evlilik.Çöküşlerle dolu bir geçmiş.12 Mart muhtırası..12 Eylül günleri.Geleceğin gölgelenişi.Yok eden
teşrin rüzgarları.Küllenen duygular.Geriye kalan sadece hayaller ve aşk.Evet, aşk. Onca çöküşe, onca sürgüne rağmen.
Geçmişte kalan sadece burukluktu, diyorsanız bu filmi mutlaka izleyin.
Görkemli bir oyunculuksa izlemek istediğiniz
Suna'da Türkan Şoray, Sevgi kimliğinde Gülsen Tuncer'i ayakta alkışlayacaksınız.
Sahi kendini, magazin programlarında oyuncu ilan eden, kendine payaler, ünvanlar, komik övgüler bahşeden o siluetlerden bıkıp usanmadınız mı hala ?
Neden
Belgin Doruk, Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Filiz Akın, Fatma Girik, Müjde Ar'ın yerine kimselerin konulamadığını, kimselerin sadece geçen yüzyılda, bugünde değil, gelecek yıllarda da onların yerini dolduramayacaklarını hiç düşündünüz mü ? "
Suna" yı izleyin, olmaz mı ? Gülsen Tuncer'in dünya standartlarındaki oyunu karşısında kimlerin ders alması gerektiğini...
Çünkü bir şeyler hep kalıyor .Aşk gibi. Hayaller gibi...