1933 yıllarında Türk sineması bütünüyle tiyatrocuların elindedir. Tiyatrocular, dramdan komediye, tarihi filmlerden müzikallere kadar her türün altından kalkmaktadırlar. Dönemim en önemli kişisi Ertuğrul Muhsin'dir. Batıda tiyatro ve sinema eğitimi
görmüş Ertuğrul Muhsin, o yıllar için bile ilkel sayılacak si nema çalışmalarını, çevresine topladığı “Darülbedayi” cilerle bir arada sürdürmektedir. Tiyatroya yeni giren Cahide Serap'la yakından ilgilenir ve ona “Söz Bir Allah Bir” filminde rol
verir. “Söz Bir Allah Bir” Mahmut Yesari'nin Maurice Henneguin ile Pierre Veber'in “Et mois je I'dis gue'elle t'a fait d'l'oeil” adlı oyunlarından “Kudret Helvası” adıyla yerleştirdiği, “sözde müzikal” bir filmdir.
Filmin ilkelliği bir yana
“Söz Bir Allah Bir” Cahide Serap'ın beyaz perdede ilk olarak görünmesi bakımından önem taşıyordu. Seyirci, gördü ve onu beğendi. Aynı yıl içinde, Cahide Serap sinema hayatının ikinci filmine de başladı. Yeni film “Aysel Bataklı Damın Kızı” ydı.
Senaryosunun Hasan Cemil (Çambel) eliyle yazıldığı sunma yazılarında belirtiliyordu ama gerçekte hikaye İsveçli yazar Selma Lagerlöf'ün “Tösen fran stormytorpet” (Bataklık Kızı) ndan aktarılmış, yalnızca adlar ve çevre yerlileştirilmişti.
“Aysel Bataklı Damın Kızı” nda Cahide Serap başrolü oynuyordu. Cahide Serap'ın Aysel rolünde oynaması için rejisör Ertuğrul Muhsin diretmiş ve sonunda dediğini de kabul ettirmişti. Film, Ertuğrul Muhsin'in filmografisinde gene başarısız bir film
olarak yer aldı. Kendince bir takım çabalar yok değildi, fakat rejisör daha çok o yılların Rus köy filmlerinin etkisini sürdürüyordu. Cahide Serap, 1934 yılında çevirdiği “Aysel Bataklı Damın Kızı” ndan sonra tam altı yıl sinemadan uzak kaldı. Çünkü
o ara yıllarında tiyatro genç kadını zorlamasız kabullenmiş ve o İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrosu oyuncularından Cahide Sonku olmuştur.
ARA YILLARI
1934 yılının mart ayı, eski Cahide Serap yeni Cahide Sonku için önemli bir
tarihtir. O yıla ait mart ayının yirminci günü Şehir Tiyatrosunda Vedat Nedim'in “Öksüzler”i sahneye konmuştur. “Öksüzler” günün modasına uygun bir melodramdır. Cahide Sonku bu melodram ağdasında şaşırtıcı bir oyun gücüyle kendini gösterir. Öyle ki,
bir yerden sonra “Öksüzler” in de kurtarıcısı olur.
İlk övgüler bu oyunladır. Daha sonra gelecek başarılara giden yol “Öksüzler” köprüsünden geçecektir. Şehir Tiyatrosu'nun “hakim-i mutlak” Ertuğrul Muhsin'in yakın ilgisi de Cahide Soku
üzerindedir. Bu ilgi, zamanla bir “hissi yakınlık” a dönecek midir? Mümkündür de Cahide Sonku gençtir, Ertuğrul Muhsin de. Üstelik Ertuğrul Muhsin bir kadını kendine çekip bağlayabilecek niteliklere de sahiptir. Hele bu kadın yükselmek, daha ileriye
gitmek için çır çır çırpınan biri ise…
“Hissi yakınlık” sonucu Cahide Sonku “Öksüzler” in hemen arkasından hiç ummadığı bir role kendini aday bulur. Bu, Shakespeare'in “Hamlet” inde “Ofelya” rolüdür. Aynı oyunda Ertuğrul Muhsin'de genç
Danimarka prensi Hamlet'i oynayacaktır. Geleneksel Shakespeare tutkunluğunda, Hamlet oynamak kadar Ofelya da önemsenecek bir roldür. Fakat genç Cahide Sonku, Ofelya için henüz hazırlıklı değildir. “Cumhuriyet” okulundan gelme, halkevlerinin temsil
kollarından yetişme, tiyatrodan çok, operetlerin balesinde pişmiş bir genç kadın için “Ofelya” kaldıramayacağı kadar ağır bir roldür.
Ama, Ertuğrul Muhsin kendi ağırlığını ortaya koyar, özel ilgi, provalarda da devam eder: -Olmuyor Cahide,
olmuyor, olmuyor!... Cahide Sonku, bıraktığı yerden yeniden başlar. Hem Hamlet, hem Ertuğrul Muhsin bütün oklarına Cahide Sonku'yu hedef tutmuştur. –Git bir manastıra çekil. Allah size bir yüz vermiş, siz onu….
Ofelya, “Öksüzler”in rolüne
benzemez. Cahide Sonku çalışır, çalışır, çalışır;
-Fakat efendimiz, acaba neden…
Ofelya'ya tek üstünlüğü güzelliğidir. Hamlet ile çelişen büsbütün dikkati çeken güzelliği…
Cahide, Talat Artemel'le Darülbedayi sahnesinde Hamlet'i
oynadığı sırada tanışmış ve bu vesile ile başlayan Sonku-Artemel arkadaşlığı, izdivaçla bitmiştir.
VE BİR EVLİLİK
Hamlet büyük bir başarı kazandı. Her sınıf seyirci “babasının öcünü almak için elinden geleni esirgemeyen, bu yolda anası
ile amcasına etmediğini komayan ince, zayıf yapılı Danimarka prensinin serüvenini” pek beğendi. Ertuğrul Muhsin, şimdi bugünün seyircisine gülünç gelebilecek mezarlık sahnesinde:
-Olmak veya olmaka! İşte mesele bunda… diye başladığı zaman
ortalıkta tıs olmuyordu.
Cahide Sonku'nun hayatında bir dönem noktası da gene bu “Hamlet” oyunu ile oldu. Tiyatronun bir başka oyuncusu, Talat Artemel ile tanıştılar ve kısa bir “birlikte yaşama” dan hemen sonra evlendiler.
Bu, bir
“aşk izdivacı” mıdır? Sonku'ya göre, evet! Artemel'in etkileyici bir kişiliği vardır, “kadına, kadınlığını duyurmasını bilmekte” dir, usta bir oyuncudur, tiyatroda aydınlık bir geleceğe sahiptir. Fakat Gene de bu evlilik çevre için yadırgatıcı olur.
Artemel'in üstünlükleri yanında güçsüz yanları da olacaktır. Mutluluk, Sonku'nun sürekli olarak aradığı, ama bir türlü ele geçiremediği “bir şey” dir ve Artemel kısa bir sürenin sonunda genç kadının bu konudaki bütün umutlarını kıracaktır.
Gerçekte ikiside iki ayrı dünyanın kişileriydiler.ahenksizlik hemen kendini gösterdi.Artemel ,dıştan uysal,halim selim görünüşlüydü;oysa tedirgin,sinirli, kıskanç, ve içkiye karşı güçsüz bir adamdı.sonku,hep kendisinden verdi;elbette bu
harcamanın bir sonu gelecek ve tükenecekti.
Küçük çatışmalar.ilk günlerin mutluluk rüyalarını gölgelemeye başladı.evlilik dengesi bir türlü kurulamıyordu.Artemel alışkanlıklarından geçmiyordu,Sonku'da ister istemez direnme gösteriyordu.bir
ara,sonradan gelen oyuncu,tiyatroda yerini çoktan sağlamış birinci oyuncuyu da geçer oldu.Sonku “yayla kartalı”nı oynuyordu,şair Faruk Nafız Çamlıbel'in bütünüyle şiire sırt çevirmiş bu manzum oyununda ağırlık onun üzerine binmişti.provalar
yorucuydu.tiyatroda büyüğünden küçüğüne kadar herkes titizleniyordu.bu tedirginlik,evde de sürüyor,küçük bir kıvılcım iki insanın karşılıklı parlamalarına yetiyordu.
Sonunda geçinemeyeceklerini anladılar ikisi de,ayrılmayı
kararlaştırdılar.belki bir ayrılık,birbirilerinden süreli bir uzak kalış,”müessese”nin devamı için faydalı olabilir;iki taraf da kendi başlarına yaşayıp kendilerini dinlerler ve sonra yeni bir dönüş yapabilirlerdi.bu olmadı,karar ansızın verildi ve
gene ansızın uygulandı.ayrıldılar.
Yıl 1939'du, aylardan da nisan. Kayıtlara “Talat Artemel ile Cahide Serap Artemel (Sonku) boşandılar: 21 Nisan 1939” diye tarih düşürüldü. Cahide'ye sorsanız bu evliliği şöyle anlatır.
—İlk kocam Talat
Artemel ile 17 yaşlarındaydım, evlendik. Artemel, sanatında ne kadar güçlü ise, özel hayatında da o kadar güçsüzdü: Herkese aşık olurdu, biraz iltifat edenin peşinde koşardı. Büyük aşk yaşadık onunla. Ama arkasını getiremedik.
Dayanamadım.