9 Mayıs 2008 haftasında 9 yeni film vizyona girdi...
96 Saat (2008) - Taken
Pierre Morel'in yönettiği ve Liam Neeson, Maggie Grace, Famke Janssen ile Xander Berkeley'in oynadığı "96 Saat", senaryo yazarları ve
yapımcıları arasında Luc Besson'un da olduğu aksiyon severlere hitap eden bir yapım.
Kızının kaçırılışını, cep telefonu bağlantısında hiçbir şey yapamadan dinleyen bir babanın durumundan daha kötü ne olabilir? Kâbus gibi bu durum, eski bir
gizli ajan olan Bryan'ın başına gelir. Genç kadınları satan bir çetenin elinden kızını kurtarmak için önünde çok kısa bir zaman vardır. Ancak Bryan'ın önünde çözülmesi gereken ilk sorun, kendisinin Los Angeles'te, kaçırılan kızının ise Paris'te
olmasıdır.
Aleksandra (2006)
Alexander Sokurov'un yönettiği ve Galina Vishnevskaya, Vasily Shevtsov, Raisa Gichaeva ile Andrei Bogdanov'un oynadığı Aleksandra İstanbul Film Festivali'nin ardından vizyondaki yerini
alıyor.
Subay torununu görmek için 7 yıl sonra Çeçenistan'daki Rus askeri üssüne gelen Alexandra adlı yaşlı kadın burada birkaç gün geçirir ve yerel halkın hakaretlerine maruz kalır. Sonra “Erkekler düşman olabilir ama biz kardeşiz” diyen ve
küçük bir dükkân işleten Malika'yla arkadaş olur. Film, iyiliğin ve kötülüğün doğasına dair incelikli bir keşif yolculuğu.
Burada Olan Burada Kalır (2008)
What Happens in Vegas
Tom Vaughan'ın yönetmenliğini yaptığı
ve senaryosunu Dana Fox'un yazdığı bu komedinin başrollerini Cameron Diaz, Ashton Kutcher, Rob Corddry, Treat Williams, Dennis Miller ve Lake Bell paylaşıyor... Filmin yapımcıları Michael Aguilor, Shawn Levy, Jimmy Miller, Arnon Milchan, yapım
amirleri Joe Carracciolo ve Dean Georgaris, görüntü yönetmeni Matthew Leonetti, yapım tasarımı Stuart Wurtzel ve editörü ise Matthew Friedman...
Jack ve Joy, Las Vegas'ta paylaştıkları bir hafta sonu üç milyon dolar kazanırlar, ancak kazanan
belli değildir. Aralarındaki tartışmayı Yargıç Whopper altı aylık zorunlu bir evlilikle çözümleyecektir. Evliliğin feshini kabûl etmez, ganimetin paylaşımını dondurur ve çiftin hazırlıksız yakalandıkları bu evliği yürütmek için her şeyi denediklerini
kanıtlamalarına karar verir.
Karamel (2007)
Sukkar banat / Caramel
Nadine Labaki'nin yönettiği ve Ismail Antar, Gisele Aouad, Yasmine Elmasri ile Sihame Haddad'ın oynadığı "Karamel", romantik komedi
tutkunlarının gözden kaçırmayacağı bir yapım.
Beyrut'ta 5 kadın düzenli olarak bir güzellik salonunda buluşurlar. Bu güzellik salonu birkaç neslin bir araya gelip dertleştiği ve birbirleri ile sırlarını paylaştığı, şehrin en renkli mekânıdır.
Kuaför dükkanı, bu birbirinden çekici ve güzel kadınların annelik, aşk ve seks hakkındaki konuşmaları ve bitmek bilmeyen güzelleşme çabaları ile şehrin en eğlenceli yeridir.
Kırmızı Balon'un Yolculuğu (2007)
Le Voyage du Ballon
Rouge / Flight Of The Red Balloon
Hou Hsiao - Hsien'in yönettiği ve Juliette Binoche, Simon Iteanu, Hippolyte Girardot ile Fang Song'un oynadığı Kırmızı Balon'un Yolculuğu çocukluğun neşesini, gençliğin umutlarını ve yetişkinliğin
yüklerini bir arada ve şefkatle sunmayı başaran bir yapım.
Tayvanlı usta yönetmen Hou Hsiao-Hsien'in Batı'da gerçekleştirdiği ve Fransızca çektiği ilk filmidir. Filmin adından da anlaşılacağı gibi, yönetmen Albert Lamorisse'in tüm dünyada çok
sevilen 1956 yapımı kısa metraj filmi Kırmızı Balon'dan esinlenmiştir. Yalnız bir çocuğun peşinde Paris sokaklarında gezinen gizemli kırmızı balon, Hou'nun öyküsünde belki de aynı sokakları 50 yıl sonra geçer ve kırık yaşamlara, parçalanmış ailelere,
büyük ve kalabalık bir şehrin kalbindeki ıssızlığa tanıklık eder.
?
Kırmızı Balon'un peşine takıldığı küçük Simon (Simon Iteanu) annesi Suzanne (Juliette Binoche) ile tek odalı bir dairede yaşar. Bir kukla tiyatrosunda ses sanatçılığı yapan
Suzanne, çocuğunu yalnız yetiştirmenin getirdiği baskıyı göğüslemeye çalışır. Simon'a bakması için Song adında sinema öğrencisi Çinli bir kız bulur. Suzanne, ara sıra oğlunu ihmal ettiğini hatırlar ve suçluluk duygusuyla onu şımartır. Ancak aşağı
kattaki kiracısı ve ayrıldığı eşi ile yaşadığı sorunlar, oğlunun duygusal dünyasını anlama çabalarını gölgeler.
Kırmızı Balon'un Yolculuğu'nun izleyiciyle ilk kez 2007'nin Mayıs ayında, 60. Cannes Film Festivali'nde "Un Certain
Regard" (Belirli Bir Bakış) bölümünde açılış filmi olarak buluştuğunu ve övgüyle karşılandığını da hatırlatalım.
Münferit (2007)
Dersu Yavuz Altun'un yönettiği ve Ali Erkazan, İdil Fırat, Mahir İpek ile Serhat
Nalbantoğlu'nun oynadığı "Münferit" yönetmenin ilk uzun metraj filmi. Daha önce çektiği kısa filmlerle çeşitli ödüller alan Dersu Yavuz Altun, Türkiye de pek de denenmeyen bir tür,? "Kara Film" üzerine sineme dilini kurmaya
çalışıyor… Filmin görüntü yönetmeni "Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak " filminden de tanıdığımız İlker Berke… Müzik sektöründe sessiz sedasız kendi dilini yaratmış Tolga Burkay? film müziklerine imzasını atmış...
Kendi hayatı
konusunda karar verme şansını büsbütün yitirmiş bireyin tarihsel sıkışmışlığı filmin temel duygusunu oluşturuyor.
Deniz altında bir arabadan çıkarılan iki erkek cesedi ve yol ortasında ağır yaralı bulunup hastanede ölen iki çocuk cesedi olmak
üzere dört ceset vardır. Şirin kasabada yaşayan onlarca genç kadına da tecavüz edilmiştir. Tecavüz edilen kadınlardan biri, Aylin öğretmen sorgulandıkça geçmişe dönülür ve cesetler arasındaki ilişkiler yavaş yavaş ortaya çıkar. Ancak ortaya asla
çıkmaması gereken sırlar da vardır.
Şöhret (2006)
El Cantante - The Singer
Leon Ichaso'nun yönettiği ve Jennifer Lopez, Marc Anthony, Christopher Becerra ile Denise Blasor'un oynadığı "Şöhret" 1960'lı ve
70'li yıllarda Salsa müziğini yeniden şekillendiren Porto Rico'nun efsanevi salsa şarkıcısı Hector Lavoe'nin yaşamını anlatıyor.
Başroldeki iki sevgiliyi, aslen kökenleri de Porto Rico olan iki ünlü sanatçı Marc Anthony ve Jennifer Lopez
canlandırıyor. Film, ayrıca o dönemde Amerika'da ulusal kimliklere bakış açısına ve Porto Rico'luların yaşamına ayna tutuyor.
Tehlikeli Oyun (2008)
Welle, Die / The Wave
Dennis Gansel'ın yönettiği ve Jürgen Vogel,
Frederick Lau, Max Riemelt ile Jennifer Ulrich'in oynadığı Tehlikeli Oyun bir lise öğretmeninin diktatörlüğün insanları nasıl etkisi altına aldığını ve bunun toplumsal yansımalarını öğrencilerine anlatabilmek için giriştiği deneyi konu
alıyor.
Morton Rhue'nin ‘'THE WAVE'' adlı eseri 20 yılı aşkın bir süredir klasik bir gençlik romanına dönüşmüş ve Alman okullarında okunması zorunlu kitaplar arasında yer almıştır.1967 yılında Palo Alto California Cubberley lisesinde tarih
öğretmeni olan Ron Jones ve öğrencilerinin başından geçen gerçek bir olaydan yola çıkılarak yazılmış olan bu romandan uyarlanan filmin konusu ise şöyle:
Günümüz Almanyası.Lise öğretmeni Rainer Wenger (Jürgen Vogel), proje haftasında, Totaliter
hükümetlerin nasıl işlediğini öğrencilerine anlatmak için bir deney yapmayı tasarlar ve farklı kimliklere bürünmeyi içeren bu oyun ile trajik sonuçları da böylece oluşmaya başlar.Bir kaç gün içinde, disiplin ve toplum gibi zararsız kavramlarla
başlayan bu olay dalga dalga yayılan gerçek bir harekete dönüşür ve oyunun bir parçası olan öğrenciler diğer arkadaşlarını ötekileştirip tehdit etmeye başlarlar.Bir su topu maçında şiddete dönüşünce bu ayrışım şiddete dönüşünce öğretmen, deneye son
vermeye karar verir; ama artık çok geçtir. Artık olay kontrolünden çıkmıştır.
Yasak Krallık (2008)
The Forbidden Kingdom
Rob Minkoff'un yönettiği ve Jet Li, Jackie Chan, Michael Angarano ile Yifei Liu'nun oynadığı
"Yasak Krallık" haftanın iddialı filmlerinden biri olmayı başarıyor.
Senarist John Fusco, Maymun Kral, Sekiz Ölümsüz ve Beyaz Saçlı Gelin gibi Çin efsanelerinden ve romanlarından ögeler alarak, onları bu orijinal senaryoya göre
tasarlar.
Günümüzde, 17 yaşındaki Jason Tripitikas'ın yatak odası film yıldızları ve uzakdoğu dövüş sanatı kahramanlarının posterleriyle kaplıdır. Bir kungfu fanatiği olarak, Jason sürekli Maymun Kralı rüyasında görmekte ve sık sık, ucuz kungfu
DVD'leri almak için Yaşlı Sekme adındaki gizemli bir kör adamın işlettiği tefeci dükkanına gitmektedir. Bir gün dükkanda tesadüfen, ucuna bronz bir maymun figürü işlenmiş, 1m80 uzunluğunda, tıpkı rüyalarında Büyük Bilge'nin kulladığına benzeyen bir
asa bulur. Yaşlı Sekme ona asanın, 100 yıl önce büyükbabası dükkanın açtığından beri orada olduğunu ve satılık olmadığını; bir adamın gelip, onu gerçek sahibine götürmesi gerektiğini ama hiç gelmediğini söyler.