2. El Araba
HONDA CR-V HONDA CR-V - 2.0 iES
1999 / 180.000 km
20.000 YTL

Tatil Anasayfa   Haftasonu   Maviyol   SPA   Kayak   Kültür  
Hindistan Günlüğü 4 Yürek burkan fakirlik!

Hindistan Günlüğü 4
Yürek burkan fakirlik!

Biraz da turistik yerlerin dışına çıkarak gerçek Hintliyi “Hint fakirini” tanımak istedik. Evler yağmalanmış ve yakılmış, köyün ardında kalan enkaz görüntülerini andırıyordu. Yıkık dökük, tamamlanmayacak gibi gözüken yarım kalmış duvarlar, sıvaları kurumuş, çatılarında tezekler dizilmiş evler içler acısıydı.

15 Mart 2005

Erken saatte Jaipur’a gitmek üzere otobüse bindik. “Pur” şehir anlamına geliyordu. Jai’ın şehri demek oluyordu ama bu şehir aslında pembe şehir olarak bilinmekteydi. Yol üzerinde İmparator Ekber’in yaptırdığı Fatehpur Kalesi’ni ve içindeki Şeyh Selim’in türbesini gezdik. Bütün yol boyunca çoğu Hindistan tanıtım kitaplarına veya Hollywood filmlerine yansımamış olan gerçek halkı görebileceğim bir güzergahta gidiyorduk. Tüyleri kesilerek şekiller verilmiş develerin yanında, baskı boyalarla süslenmiş filler, kutsal inekler, köpek ve sincapları saymak yerine yollarda görmediğim kedilerden bahsetmek istiyorum. Farelerin kutsal sayıldığı bu ülkede kedilerin nesli bilinerek yok edilmiş. Bir ara şişman bir kedi görür gibi olduysam da herhalde yavru aslandı diye geçiştirdim. Kedinin olmadığı yerde köpekler ne yapsın? Kimlere havlasın, hırlasın ya da kızsın? Köpeklerin hiç kavga etmediği bir yer düşünebiliyor musunuz? İnsanın kavga edecek kimsesinin olmadığı bir dünya düşünebiliyormusunuz?

Trafik desen tüm yol boyunca tek şerit gidiş ve tek şerit geliş olduğundan ve kendi şeridimiz üzerinde bisikletli, sepet bisikletli, develi araba, halk otobüsleri, taksiler, özel cipler ve insanlarla dolanmaya çıkmış ineklerle domuzlar olduğundan, hep önümüzdeki vasıtayı geçmek ya da sağlamak zorunda kalıyorduk. Biz dahil herkes ya korna ya zil çalıyordu. Dinmek bilmeyen bir gürültü bütün yol boyunca sürdü. Sanki herkes birbirine “burada ben de varım” der gibiydi.

Yolda meyve satan tezgahtarları, yüzlercesini bir arada görünce hele hele satıcıların tekerlekli tezgahın üzerinde oturduğunu, çıplak ayaklarını avuçladığını, parmak içlerini karıştırdığını görmek, çöp arabası yerine domuzların kullanıldığı bir yerde pek de fazla rahatsız etmiyordu. Kaldırımlarda işeyen ve sıçan çocukların yanlarında kaygısızca sohbet edip kart oynayan insanları görünce biraz vurdumduymaz olmalarına, bu sefillik içinde umursamaz görünmelerine gıpta ettim doğrusu. Meğer neler varmış, ne hayatlar yaşanıyormuş deyiverdim içimden. Fark ettiğim tüm geçtiğimiz yerlerde, evlerde, dükkanlarda tek bir televizyonun bile olmamasıydı. Onun yokluğu neler kazandırmıştı Hintlilere, neler kaybettirmişti düşünmeden edemedim. Diğer ülkelerin insanları yaşam şekillerini, zenginliklerini görmediklerinden dolayı bir şey kaybetmişler miydi acaba? Yoksa bu kadar mutlu ve huzurlu olmalarının asıl kaynağı bu muydu?

Allah’a en yakın yer neresi diye sorsalar mutlaka Hindistan derim. Çünkü böyle bir sefillikte, açlıkta hayatta kalmayı becerebilen insanlar mutlaka Allah’ın sevdiği kullarından olmalıdır. Her ne kadar filmlerde Afrika manzaralarından görmeye alıştığımız kaburgaları sayılabilen, açlıktan ölmek üzere, suratlarında sinekler gezinen insanlardan açlık sınırına bir gıdım daha uzak olsalar da, yüzlerindeki mutluluk ve vurdumduymazlık fark edilmeyecek gibi değildi.

Yola çıkmadan verilen uyarı şöyleydi: Dişiniz ağrırsa veya hasta olursanız size bakacak hastane veya doktor bulamazsınız. İlaçlarınızı yanınızda götürün ve ağrı hisseden olursa hemen geriye dönsün. Bırak eczaneyi, hangi hastane, hangi doktor, kaç tanesi bu kalabalığa bu insan yığınına bakmaya yetebilirdi ki? Başedemeyeceklerini anlayıp da hiç yapmamaya karar vermişler olsa gerek.

Belli turistik yerler ve dükkanların aksine yol üzerinde herhangi bir yerde durup yakın evlere bakmak, belki biraz sohbet etmek, resim çekmek, kaynaşmak, gerçek Hintliyi “Hint fakirini” tanımak istedik. Evler yağmalanmış ve yakılmış, köyün ardında kalan enkaz görüntülerini andırıyordu. Yıkık dökük, tamamlanmayacak gibi gözüken yarım kalmış duvarlar, sıvaları kurumuş, çatılarında tezekler dizilmiş evler içler acısıydı. Taş toprak ve tozun birbirine karıştığı evlerin önünde keçiler, deve ve keyif yapan ineklerle çevriliydi. Aniden otobüsün yanına yaklaşık on farklı yaşta çocuk koşuverdi. Hepsi aynı evden çıkmıştı. Ya ayağı, ya poposu, ya üstü ama mutlaka bir yeri çıplaktı. Elleriyle saçlarını karıştırıp şampuan isteyeninden, avucunun içine yazı yazıp kalem isteyenine kadar hepsi ne atılırsa atılsın ama otobüsün camından mutlaka bir şeyler atılsın derdindeydi. Hissi çok acıydı, hayvanat bahçesinde “hayvanlara yiyecek vermeyin” tabelası önünde gizlice yiyecek vermenin rahatsızlığından kat be kat fazlaydı. O çocuklara şeker vermekle iyi mi yapıyorduk? Kötü mü? Şekere ihtiyaçları mı vardı? O tadı almaları şart mıydı, yerine ihtiyaçları olan başka bir şey verilebilir miydi? Her şeye ihtiyaçları vardı. Hangi birini verebilirdik? Hangisine verebilirdik? Hiç vermeyip de düzenlerini bozmasaydık daha mı iyi olurdu? Rehberin seçtiği turistik yerleri görüp bu insanlık ayıplarına göz yumsak daha mı iyi olurdu? Bizler daha mı iyi hissederdik? Bilemiyorum ama açıkçası bilmek de istemiyorum. Sadece halime hamdolsun demek istiyorum. Meğer Allah’ın sevdiği kullarındanmışım diye düşünmek istiyorum.

Geçen dakikalarda evlerden çıkan insanların suratları daha da vahim bir hal aldı. Fakir, aç ve hasta gözüküyorlardı. Ne versek almaya hazırlardı. Kafileden bazıları inip evin içini görmeye gitti. Anlatılana göre içeride sahiplenebilecek kalıcı bir eşya yoktu. İçleri bomboştu. Bu on beş dakika boyunca onlar bizi, biz onları süzdük, inceledik, bakıştık. Kısa bir süre de olsa hepimizin gözleri parladı. Onları mutlu etmeyi, geçici de olsa mutlu etmeyi başarmıştık. Sevinmelimiydik bilemiyorum. Bir daha hangi otobüs, turist otobüsü o yörede duracak da aynı eve gelecek ve aynı sevinci onlara yaşatacaktı. Ben bile aynı yere gitmeye karar versem acaba bir daha o aileyi bulabilir miydim? Kim bilir? Cevabı bilinmeyen sorulara bir tane daha eklemek en kolayı galiba...

Akşam karanlığı ile kaldırımlarda uyuyan insanlar, yere uzanmış üzerlerini örtmüş ya da kapatmış, hasır yataklarda dizi dizi istiflenmiş bir vaziyette, yanlarında serili ineklerle beraber uyumaya hazırlanıyorlardı. Bu ülkede erken yatılıp erken kalkılıyordu, arada ise ne yapıldığı bir muamma. Çadır ve tentelerin yanında bir kişinin girebileceği, içine kıvrılabileceği kutular da vardı. Arabaların geçtiği ana yolun hemen kenarında toz toprak ve çöplerin arasında, yanında veya üzerinde yatıyorlardı. Hiç birşey onlara dokunamaz veya onları etkileyemez gibi huzurlu bir şekilde uyuyorlardı.

Otelimizin önünde durduğumuzda Raj Villas tabelasını gördüğümde, mihraceler gibi hissediyordum kendimi. Alabildiğine uzanan bakımlı, kuşlarla dolu bahçesini gördüğümde, bütün gün gördüklerimden sonra kendimi cennette zannettim. Etrafta gezinen cennet kuşları da düşüncemi tasdikler gibiydiler. Bütün görülenler ve yaşananlardan sonra biz bunları hak etmiş miydik? Onca yoksulluk varken... Hem de hemen yanı başımızda kapalı kapıların ardında. Düşünmemek en kolayı, ama ya düşünüp de ne olacak diyenler ne yapsın? Halime şükrediyordum ama yine de onları düşünmeden edemiyordum. Yatak odam sokaktaki insanlardan en az on tanesini içinde barındırabilirdi. Belki bir geceliğine onları ağırlayıp biraz rahatlık verebilirdim ama daha fazla huzur kesinlikle veremezdim. Çoğu huzur doluydu. Deliksiz bir uykudan, kuş tüyü yastıklar üzerinde, dışarıdan gelen kuş sesleri ile uyandım. Banyonun ortasında duran küçük havuzu doldurup keyif yaptım. Niyetim dışarıda beni bekleyen manzaralar için kendimi iyi hissettirip güçlendirmekti...

Eddi Anter

Resim galerisi için tıklayınız
Diğer 'Tatil' haberleri
Çeşme kültürü
Hindistan Günlüğü 7 İstanbul’a dönmenin coşkusu
Hindistan Günlüğü 6 Mihracenin “konuğu” olduk
Hindistan Günlüğü 5 Maceranın göbeğinde
Hindistan Günlüğü 3 Taç Mahal’ın inanılmaz güzelliği
Hindistan Günlüğü 2 "Gözlerinin içine bakma!"
Hindistan Günlüğü 1 Yolculuk başlıyor
   
Haberi arkadaşına gönder
Haberi yazdır
Diğer 'Tatil' haberleri
Erciyes Dağı'nın büyüleyen manzarası
Yedigöller'den tabloluk manzaralar
Tralleis Antik Kentindeki tarihi “Üçgözler” ışıklandırılıyor
Yeni yılı Supersonic uçak konforunda karşılayın
Hey Travel’dan beşi bir yerde yurtdışı turları
İsveçlilerin golf tercihi Türkiye
Sheraton Çeşme ayrıcalığını siz de yaşayın...
THY'de kasım ayı fırsatları
Turizm ve Sağlık Türkiye’de ilk kez bir araya geliyor
THY'den bayram için ek seferler
Turistik tesislerin tanıtım filmi Kültür Bakanlığı'ndan
THY'nin, "111 ve 333 avro" kampanyası ekim takvimi
Ballıca Mağarası'nın bir benzeri bulundu
Türk dizileri turizme yaradı
Tatil dönüşü Külkedisi olmayın
Nemrut krater gölüne turist akını
  En çok okunanlar
Onur Air bilet fiyatını 49 YTL'ye çekti (Tatil)
Çin Seddi (Tatil)
Uludağ'da bayram ve sömestr fiyatları belli oldu (Kayak)
Uludağ'da kar kalınlığı 60 santimetreye ulaştı (Kayak)
"The Sofa" Nişantaşı’nda açıldı (Tatil)
Atlas Jet ve Onur Air'in biletleri tükendi (Tatil)
Brezilya'da Rio Karnavalı heyecanı (resimli) (Tatil)
Kuşadası'nda oteller Yılbaşı'da hazır (Tatil)
Yalıkavak'ta mayo defilesi (Tatil)
Vize için gerekli belgeler (Gerekli Bilgiler)
Yurtiçi Oteller Yurtdışı Turlar
 
 31361