2. El Araba
PEUGEOT PARTNER PEUGEOT PARTNER - COMBI VAN 190C 2.0 HDI
2006 / 60.000 km
19.250 YTL

Tatil Anasayfa   Haftasonu   Maviyol   SPA   Kayak   Kültür  
Hindistan Günlüğü 5 Maceranın göbeğinde

Hindistan Günlüğü 5
Maceranın göbeğinde

Geri dönmek için bisiklet aramaya başladığımızda etrafta kimsecikler yoktu. Aylardan beri yıkanmamış, ayağı çıplak, derileri dökülmekte olan dilencilerin eskortu ile hızlı hızlı adımlarla doğru yönü bilmeden ilerliyorduk. Hayvanlar ortalıkta, korna sesleri kulağımda, dilenciler önümde, arkamda, yanımda... Sıcak hava, yorgunluk ve umutsuzluktan yanımda duran arkadaşım yüksek sesle bir çığlık atıverdi.

16 Mart 2005

Kahvaltı salonuna giderken bir gece evvel ya şarap ya da etrafın hoşluğundan başımın döndüğünü hatırladım, yoksa bu güzellikler unutulacak gibi değildi. Kafamda hala tesadüf sonucu görüp tanıştığımız o aile dönüp dolaşıyordu. Acaba onlar kahvaltı yapacaklar mıydı? Kapıda duran baba ve sakalları bembeyaz olan dede çocuklarına bu sabah yiyecek olarak ne vereceklerdi? Bizim bıraktığımız şekerleri mi? Kahvaltı diye bir adetleri var mıydı? Acıkınca mı yerlerdi? Saatiyle mi? Ya da yemek bulduklarında mı? Dişlerimi bile musluktan akan suyla fırçalamamıştım, küçük pet şişem beni gölge gibi takip ediyordu. Ya onların evinde su var mıydı? Onlar dişlerini fırçalıyorlar mıydı? Hiç fırçalayanı görmüşler miydi? Neden diye sorgulamışlar mıydı? Masada tereyağı ve peynirlere dokunmamam tavsiye edilmişti. Mısır gevreği sevenler sütsüz kuru kuru yiyebilirdi. Çayı şekersiz, ekmeğimi tereyağsız peynirsiz yiyecek kadar aç değildim. Aklım midemde değil dışarıdaki aç insanlardaydı.

Programda Amber Forte kalesini gezmek vardı. İçindeki sarayı ve aynalar ile süslü Shish Mahal’i filler üzerinde giderek görecektik. Aklıma nedense üzerinde büyük sepetlerin olduğu ve insanların içine yerleşircesine kurulduğu bir oturma düzeni gelmişti. Yanılmışım. Beni bekleyen filin üzerinde bir yastık ve önünde düşmemi engelleyebileceğini sandıkları ince bir demir parçası. Dört kişi biniverdik. Fil uzaktan göründüğünden farklı bayağı yüksekti. Yükseklik korkusu ve vertigodan ciddi anlamda sıkıntı çeken biri olarak içim bağıra bağıra çığlık ata ata ama sessiz ve düşünceli bir şekilde otuz dakika süren yolcukta, yan yamaçlardan sarkan fotografçılara bile gülerek poz verip, tek gidiş ve tek gelişli fil yolunda korna sesi olmadan zirveye vardım. Artık bir file bindim diyebilirdim sorana. Yolculuk boyunca tek nezle olan fil bize mi düşmüştü, sormayı unuttum. Ama her hapşırması ve bizleri ıslatması ile sıkıcı bir yolculuk olmaktan çok öteydi. Tüm şehir pespembe bir halde en son ziyaretine gelen Amerikan başkanını etkilemek için yeniden boyanmıştı. Etrafımız tozlu ve pembeydi ama tozpembe değildi. Kale içindeki tapınağa giren herkes içeride duran çanı eliyle çalıyordu. Tanrıya geldiğini haber veriyordu. Okullarda dersin bittiğini belirten bir çan sesi gibiydi. İçerisi çok kalabalıktı ve her giren çanı çaldığından ses durmak bilmedi..

Trident Hilton’da öğle yemeğinden sonra şehir sarayını gezmeye gittik. Girişte mihracelere ait giysileri gördükten sonra sarayın bayraklarının göndere çekildiğini fark ettik. Mihracenin sarayda olduğu böylece halka bildiriliyordu. Saray içinde değişik Hint sanatçılarının yaptığı resim ve işleri görebildik. Sonradan hangi şeytanı dinledik de sepetli bisikletlerle pazar yerine gittik bilemiyorum. Gruptan ayrılmıştık ve rehberimiz dahil kimse nerede olduğumuzu bilmiyordu. Kristof Kolomb kesilmiştik, macera arıyorduk. Uygun gördüğümüz bir yerde durduk ve on kişi bir dükkana daldık. Değişik tekstil ürünleri satılıyordu ama bulunmaz Hint kumaşı diye bir şey varsa biz göremedik. Kapıda diğer dükkan sahipleri, ilgili bakışlı insanlar, bisiklet sürücüleri, her yaş grubundan dilenciler, seyyar satıcılar dışarı çıkmamızı bekliyordu. Hemen yanıbaşındaki dükkana gidene kadar bağırma, çağırma, dokunma ve sıkıştırma havanın sıcaklığını ve tansiyonu yükseltiyordu. Halbuki az önce üç yüz sene önce kurulmuş rasathanede güneşin gölgesinin oval bir mermer parçası üzerine düşüş eğimine göre saatin kaç olduğu nasıl anlaşıldığı anlatılmaktaydı. Dükkanlar, fiyatlar, pazarlık, sabır testleri artık yetmişti. Alacağımız fiyat belliydi, ya bir ya iki dolar olacaktı. Ama açılış fiyatı bazen yirmi bazen elli dolar bile oluyordu. Sabrı olan ya da almaya niyeti olan, gülen veya gülmeye çalışan suratlarla pazarlığını yapıp elindeki çuvalı dolduruyordu. Geri dönmek için bisiklet aramaya başladığımızda etrafta kimsecikler yoktu. Aylardan beri yıkanmamış, ayağı çıplak, derileri dökülmekte olan dilencilerin eskortu ile hızlı hızlı adımlarla doğru yönü bilmeden ilerliyorduk. Hayvanlar ortalıkta, korna sesleri kulağımda, dilenciler önümde, arkamda, yanımda... Sıcak hava, yorgunluk ve umutsuzluktan yanımda duran arkadaşım yüksek sesle bir çığlık atıverdi. Ama herhalde çığlığı Türkçe çıktı çünkü hiçbir dilenci ne tavrını ne yerini değiştirmeden bizlerle yürümeye devam etti. İşin bir de güzel yanı olabilirdi. “Paparazzilerden kaçan meşhur insanlar da böyle mi hisseder, böyle mi daralır acaba” diye düşünebilirdik. Bir gün ancak meşhur olursam bilebilirim. Karşıya geçip dilencileri şaşırtmak istedik, trafiğin tersten olduğunu unutup az kalsın eziliyorduk Jaipur sokaklarında. Yanımıza yanaşmakta olan askeri araçtan çıkan üç askerden İngilizce yardım etmelerini istedik. Garip garip bakmışlardı. Yorgunduk, biraz da pislenmiştik, belki bizleri dilenci zannetmişlerdir, kimbilir. Suratı temiz, kılığı düzgün, okul olsa ilkokul sona gidebilecek yaşta bir çocuk bizleri aracımıza kadar götürebileceğini söyledi. Dilencilerin kollarımıza dokunması artık acı vermeye başlamıştı. Canımız yanıyordu ama canım yine de onlara para vermek istiyorduk. Hallerine acımamak elde değildi ama elimi cebime atıp para çıkartmam ancak arenada aslanlara et atmam kadar akıllıca olabilirdi. Beni çiğ çiğ yiyebilirlerdi, davetiye çıkartmaya niyetli değildim. On uzun dakika yürüdükten sonra üzerinde turist yazılı otobüsü gördüğümde kafesinin kapısı açılmış bir kuş kadar özgür hissettim kendimi. Bildiğim topraklara ulaşmıştım, bu macera artık bitmeliydi.

Otobüse ilk varan, demek ki zamanını en acılı geçiren bizlerdik. Otobüsün etrafı yine seyyar satıcılarla doluydu. Yazılı olamayan ama bilinen ve uygulanan bir kural vardı: Otobüslere kesinlikle girilmiyor, hatta basamaklarından içeri kafa bile uzatılmıyordu. Jaipur’da son alışverişlerdi. Bir gün öncesinde on dolara alınan kolye ve küpeler bir dolara kadar inmiş, herkes üçer beşer batan gemi malları gibi almaya başlamıştı. Bir tarafta satıcılar, diğer tarafta kalem isteyen okul öğrencileri, kucağında çocukları ile sari giymiş kadınlar, dilenciler, sanki hepsi birden otobüsü sırtlayıp başka metruk bir yere götürmek ister gibi bizlere bakıyorlardı.

Saat akşam yediyi gösterirken bizler akşam yemeği için Samode Sarayı’na varmak üzereydik. Bildiğim, görmeye alıştığım saraylardan farklıydı. Altı katlıydı ve hem uzun hem de çok büyüktü. Kapıda çıkılacak yüzlerce merdivenin altında, develeriyle bizleri karşılayan hizmetkarlar eşliğinde karanlık saray aniden ışıklandı. Yüzlerce fişek patlatıldı ve merdivenleri ağır ağır çıkarken süslü ve renkli giyimli genç kızlar boynumuza çiçek kolyeler takıyorlardı. Doğa üstü bir görüntüydü. Dilencileri arkamızda bırakmış gerçek bir saraya akşam yemeği için giriyorduk. Yol boyunca yerlere ve üzerimize gül yaprakları serpiliyordu. Hepimizin üçüncü gözünün olduğu yere birer süs yapıştırıldı. Artık saray bana ben saraya hazırdım ve içeri girdim. Önce kısa bir dans gösterisinden sonra otel bölümünde odalar gezdirildi. “Bir dahaki sefer için pazarlama taktiği olsa gerek” dedim. Odalar beni ilgilendirmiyordu. Ama günlerdir gezdiğim gördüğüm saraylardan farkı içinde insanların yaşaması ve bizlerin olmasıydı.

İtina ile süslenmiş yer masalarına oturmadan evvel ayakkabılarımızı çıkarttık. Bunu hiç sevmem, çünkü hep çorabım delik çıkacak korkusu içimde vardır. Oturmadan evvel herkesin ayakkabılarının yerini değiştirdim. Kendimce şaka yapıyordum. Bu kadar stresli bir günden sonra biraz gevşemeye ihtiyacımız vardı. Hint birası eşliğinde masaya çorba servisi yapıldı ve sonradan çoğunluğu Hint baharatlarından yapılmış açık büfe yemek servisi başlatıldı. Kısa bir süre sonra önümüzde göbek ile dans arası bir gösteri başladı. Hint müziği eşliğinde saray takımından kızlar, süslü ve rengarenk elbiseleri ile gözlerimize ziyafet çektiler. Bizleri de ortaya alıp dans ettirdiler. Turist olmanın bir başka yolu da resimlerle belgelemekti herhalde. Dans ederken, otururken, kalkarken resimler çekildi ve kayda geçtik. Zevk ve sefa dolu bir geceden sonra otele vardığımızda saatler sabahın birini gösteriyordu. Erkenden Udaipur’a gitmek üzere odalarımıza çekildik. Udai güneş anlamına gelmekteydi. Udaipur da güneşin doğduğu şehir demekti. Ama aslında beyaz şehir olarak da biliniyordu.

Eddi Anter
Diğer 'Tatil' haberleri
Çeşme kültürü
Hindistan Günlüğü 7 İstanbul’a dönmenin coşkusu
Hindistan Günlüğü 6 Mihracenin “konuğu” olduk
Hindistan Günlüğü 4 Yürek burkan fakirlik!
Hindistan Günlüğü 3 Taç Mahal’ın inanılmaz güzelliği
Hindistan Günlüğü 2 "Gözlerinin içine bakma!"
Hindistan Günlüğü 1 Yolculuk başlıyor
   
Haberi arkadaşına gönder
Haberi yazdır
Diğer 'Tatil' haberleri
Turizm ve Sağlık Türkiye’de ilk kez bir araya geliyor
THY'den bayram için ek seferler
Turistik tesislerin tanıtım filmi Kültür Bakanlığı'ndan
THY'nin, "111 ve 333 avro" kampanyası ekim takvimi
Ballıca Mağarası'nın bir benzeri bulundu
Türk dizileri turizme yaradı
Tatil dönüşü Külkedisi olmayın
Nemrut krater gölüne turist akını
Tatilyolu.net bayram kampanyası
Tatil dönüşü konforunuz için...
Buzluk Mağarası büyük ilgi görüyor
Nemrut Dağı'ndaki krater gölü kirleniyor
Didim'de turizmi geliştirme çalışmaları
Yüzme havuzları mikrop saçıyor
Turizmcilerin "herşey dahil" sıkıntısı
Önce doktora, sonra tatile!
  En çok okunanlar
Onur Air'den 9 YTL'ye uçak bileti (Tatil)
Yüzerken kulağınıza dikkat edin! (Gerekli Bilgiler)
99 Euro'ya tatil keyfi (Tatil)
Turizmcilerin "herşey dahil" sıkıntısı (Tatil)
San Pietro Kilisesi (resimli) (Tatil)
Tatil depresyonuna dikkat (Gerekli Bilgiler)
Vize için gerekli belgeler (Gerekli Bilgiler)
Çin Seddi (Tatil)
Turizm ve Sağlık Türkiye’de ilk kez bir araya geliyor (Tatil)
Atlas Jet ve Onur Air'in biletleri tükendi (Tatil)
Yurtiçi Oteller Yurtdışı Turlar
 
 31912